EdebiKalem ilk sayfa
EdebiKalem ilk sayfa
Buradasiniz : İlk Sayfa Edebi Bilgiler Tanzimat dönemi edebiyatı Tanzimat Edebiyatı
Tanzimat Edebiyatı Yazdır E-posta

 

TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1895)


* Tanzimat Fermanının ilanından sonra bu edebiyatın tohumları serpilmeye başlamıştır.
* Batılı tarzda ilk eserler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Hak, adalet, özgürlük, vatan kelimeleri bu dönemde ilk defa kullanılmaya başlanmıştır.
* Tanzimat edebiyatı kendi arasında ikiye ayrılır.(Birinci-ikinci dönem)
* Yazı dilini halkın anlayacağı dile yakınlaştırmaya çalışmışlardır.
* Tiyatroyu halkı aydınlatma aracı olarak görmüşlerdir.
* Toplumcu bir çizgi tutmaya çalışmışlardır.
* Divan edebiyatındaki “bölüm güzelliğine” karşın “konu bütünlüğüne, güzelliğine” önem vermişlerdir.
* Tanzimat birinci dönem sanatçıları(Şinasi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat Efendi) ikinci dönem sanatçılarına göre daha halkçı olmuşlardır.


BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI (1860-1876)

* Divan edebiyatını eleştirmelerine rağmen onun etkisinden kurtulamamışlardır.
* Vatan millet, hak adalet, özgürlük gibi kavramlar ilk defa bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Batılı anlamda ilk esereler bu dönemde verilmeye başlanmıştır.
* Toplumu bilinçlendirmek için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir.
* Dilin sadeleşmesi gerektiğini söylemişler ancak pek başarılı olamamışlardır bu konuda.
* Roman, modern hikâye, tiyatro, gazete, eleştiri, anı bu dönemde kullanılmaya başlanmıştır.
* Bu dönemin sanatçıları aynı zamanda devlet adamı sıfatı da taşıyorlardı.
* Klasizim (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat) den etkilenmişlerdir.

Not: Sanatçılarla ilgili daha detaylı bilgilere sanatçı ismi üzerinden ulaşabilirsiniz.

BİRİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATI SANATÇILARI

ŞİNASİ (1826–1871)

* Edebiyatımıza birçok yeniliğin yerleşmesini sağlamıştır.
* Asıl adı İbrahim’dir.
* İlk tiyatro, ilk şiir çevirisi, ilk özel gazete, ilk makale, ilk noktalama işaretini kullanan kişidir.
* Halk için sanat görüşünü benimsemiştir.
* İlk tiyatro eserimizi: ŞAİR EVLENMESİ ni yazdı.
* İlk makaleyi yazdı: TERCÜMAN-I AHVAL MUKADDİMESİ
* İlk özel gazetesi çıkardı: TERCÜMAN- I AHVAL
* Eserleri: Durub u Emsalı Osmaniyye (Osmanlı Atasözleri Kitabı)
Tercüme i Manzume (Çeviriler)
Müntehabat –ı Eşar(şiirleri)
Divan-ı Şinasi
Tasvir i Efkâr

NAMIK KEMAL (1840–1888)

* Vatan şairimizdir.
* Toplumcu bir sanat çizgisindedir.
* Vatan, millet, özgürlük kelimelerini edebiyatta ilk kullanan kişidir.
* Tiyatroları oldukça ses getirmiştir. Tiyatroyu bir eğlence ve halkı bilinçlendirme aracı olarak görmüştür.
* Romantizmin etkisindedir.
* Eserleri: ilk tarihi romanımız; CEZMİ
İlk edebi romanımız ;İNTİBAH
Tiyatroları : Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Gülnihal, Kara Bela,Celalettin Harzermşah
Eleştiri eserleri: Renan Müdafenamesi, Tahrib-i Harabat (Ziya Paşa’ya karşı)
İrfan Paşa’ya Mektup, Takip
Diğer eserleri: Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi, Evrak-ı Perişan

ZİYA PAŞA (1825–1880)

* İlk edebiyat tarihi taslağı sayılan “Harabat”eserini yazmıştır.
* Halk şiirinin ve dilinin gerçek edebiyatımız olduğunu belirten “Şiir ve İnşa”adlı makalesini yazmasına rağmen kendisi böyle davranmamıştır.
* Biçimce eski içerikçe yeni olmaya gayret göstermiştir.
* Terkib-i bent, terci i bent’leri meşhurdur.
* Bir çok dizesi halk arasında atasözü gibi kullanılmıştır.
* Eserleri: Zafername, Harabat, Eş’ar-ı Ziya, Defter-i Amal, Terkib-i Bent, Terci-i Bent

AHMET MİTHAT EFENDİ (1844–1912)

* Halk için roman geleneğini benimsemiştir.
* Halkın anlayacağı bir dilde ve onları ilgilendiren konularda eserler vermiştir.
* İlk hikâye örneklerimizden biri sayılan :”Letaif-i Rivayet”i yazmıştır.
* Romantizmden etkilenmiştir.
* Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Bey ve Rakım Efendi, Yer Yüzünde Bir Melek, Henüz On Yedi Yaşında.

ŞEMSETTİN SAMİ ( 1850–1904 )

* Devrinin en büyük dil bilgini sayılmıştır.
* İlk romanımız olan: Taaşşuk –u Talat ve Fitnat adlı eseri yazmıştır.
* Kamus u Türkî adlı sözlüğü yazmış.
* Kamus u Fransevi ve Kamus-ı Alam’ı yazmıştır.


AHMET VEFİK PAŞA (1829-1892)

* Tiyatromuzun en büyük kilometre taşı sayılır.
* Bursa’da kendi adıyla tiyatro kurmuştur.
* Halkın tiyatroyu sevmesi için özellikle Moliere’den çeviriler yapmıştır.
* İnfiali Aşk, Dudu Kuşlar, Zor Nikâh, Zoraki Tabip, Kadınlar Mektebi ,Şecere-i Türk eserlerinden bazılarıdır.

İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ ÖZELLİKLERİ (1876-1895)

* Bireysel konulara dönülmüştür.
* Sanat, sanat içindir, görüşü benimsenmiştir.
* Dil oldukça ağırlaştırılmıştır.
* Tiyatro eserleri oynanmak için değil okunmak için yazılmıştır.
* Realizm ve natüralizm baskın akımlar olarak göze çarpar.


İKİNCİ DÖNEM TANZİMAT EDEBİYATININ SANATÇILARI

RECAİZADE MAHMUT EKREM (1847- 1914)

* İlk realist romanımız olan: Araba Sevdası’nı yazmıştır.
* Tevfik Fikret’in akıl hocasıdır.
* Muallim Naci ile uzun yıllar süren “eski-yeni”kavgasında yeniyi savunmuştur.
* “Sanat sanat içindir ve kafiye kulak içindir”. Görüşünü benimsemiştir.
* Oğlunun erken ölümü onu bireysel ve hüzünlü eserler vermeye zorlamıştır.
* “Her güzel şiirin konusudur.”diyerek şiirin konu zenginliğine katkı yapmıştır.
* Muallim Naci’nin Demdeme’sine karşılık Zemzeme adlı kitabı yazmıştır.
* Tiyatroları: Afife Anjelik, Çok Bilen Çok Yanılır, Vuslat (Süreksiz Sevinç)
* Şiirleri: Zemzeme, Nağme-i Seher, Tefekkür, Yadigâr-ı Şebap
* Romanları: Araba Sevdası, Muhsin Bey
* İnceleme: Talim-i Edebiyat adlı eseri onun edebiyata dair görüşleri içeren en önemli eseridir. Takdir-i Elhan

ABDULHAK HAMİT TARHAN ( 1852–1937)

* Edebiyatımızın en bireysel şairlerindendir.
* Batılılaşma hareketinin asıl öncüsü olarak kabul gördüğü için kendisine “şairi azam”(büyük şair) lakabı verilmiştir.
* Gözlem ve izlenimleriyle şiir yazmıştır.
* Düşünen adamdan çok yapan adam özelliği taşımaktadır.
* Tiyatroları oynanmaya uygun değildir.(Macera-yı Aşk, Sabru Sebat, içli Kızlar, Finten, Nesteren, Liberte )
* Romantizmin etkisinde, metafizik konuları, ölüm, aşk gibi temalar içeren eserler vermiştir.
* Makber, Ölü, Bunlar O’dur, Hacle, Garam, İlham-ı Vatan şiir kitaplarıdır.

MUALLİM NACİ (1850–1893)

* Recaizade Mahmut Ekrem’le eski- yeni kavgasında eski’yi savunmuştur.
* Batılı tarzda şiirler de yazmıştır.
* Dili ağırdır ;ancak başarılıdır.
* Eserleri: Ateşpare, Füruzan, Şerare (şiir) Demdeme, Muallim (eleştiri)
Islahat-ı Edebiye (sözlük)


NABİZADE NAZIM (1862–1893)

* İlk köy romanımız kabul edilen: Karabibik’i yazmıştır.
* Realizm, natüralizm’in öncülerinden sayılır.
* İlk psikolojik roman denemesi sayılan: Zehra’yı yazmıştır.


TANZİMAT EDEBİYATINDA ROMAN ve HİKÂYE

* Bütün eserler teknik açıdan zayıftırlar.
* Duygusal ve acıklı konular işlenmiştir.
* Yazarlar olaylara müdahalede bulunmuştur.
* Eserlerde karakter oluşturulamamıştır. Genellikle ya iyi ya da kötü özellik taşıyan tipler kullanılmıştır.
* İyiler eserlerin sonunda mükâfat alırlar, kötüler de cezalarını alırlar.
* Tanzimat ikinci dönemin sanatçıları birinci döneminkilere göre daha başarılı olmuştur.

TANZİMAT EDEBİYATINDA ELEŞTİRİ

* Bu dönemde genellikle “eski- yeni”kavgasına dayanan eleştiriler olmuştur.
* Namık Kemal’in Ernest Renan’ı eleştiren Renan Müdafaanamesi bu dönemin önemli eserlerindendir.
* Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki Demdeme-Zemzeme tartışması da bu dönemin önemli örneklerindendir.


TANZİMAT EDEBİYATINDA TİYATRO

* Tiyatro ilk defa bu dönemde görülmeye başlanmıştır.
* İlk tiyatro örneği Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir.
* İlk dönemin sanatçıları tiyatroyu bir eğitim aracı olarak görmüşlerdir.
* İkinci dönemin sanatçıları da tiyatroyu eğlence olarak görmüşler; ancak onların tiyatroları oynanmak için değil okunmak için yazılmışlardır.


Tanzimat Edebiyatı Sanatçıları ve Eserleri

TANZİMAT 1. DÖNEM( 1860-1876)

-Ziya Paşa
-Namık Kemal
-İbrahim Şinasi
-Ahmet Mithat Efendi
-Ahmet Vefik Paşa
-Şemsettin Sami

TANZİMAT İKİNCİ DÖNEM (1876-1895)
-Recaizade Mahmut Ekrem
-Abdülhak Hamit Tarhan
-Samipaşazade Sezai
-Nabizade Nazım
-Muallim Naci
-Direktör Ali Bey

ZİYA PAŞA
(1825-1880)

Başlıca Eserleri:
Zafername (1868, düzyazı şiir)
Rüya (ölümünden sonra, 1910)
Veraset Mektupları (ölümünden sonra 1910)
Eş'ar-ı Ziyâ (ölümünden sonra şiir, 1881)
Şiir ve İnşa ( makale)

Tercümeleri:
Viardot’tan, Endülüs Târihi'ni,
Cheruel ile Lavallee’den, Engizisyon Târihi'ni,
J.J. Rousseau’dan Emil
Moliere’den Tartuffe

NAMIK KEMAL
(1840-1888)

OYUN:
Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
Kara Bela (1908)

ROMAN:
İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

ELEŞTİRİ:
Tahrib-i Harâbât (1885)
Takip (1885)
Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
Mukaddeme-i Celal (1888)

TARİHİ KİTAPLAR:
Devr-i İstila (1871)
Barika-i Zafer (1872)
Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

ŞİNASİ
(1826-1871)

Tercüme-i Manzume
Şair Evlenmesi
Müntehabat-ı Eşhar (1862, Divan-ı Şinasi adıyla da bilinir, şiirlerinden seçmeler)
Durub-u Emsal-i Osmaniye (1863, atasözleri derlemesi)
Müntahabat-ı Tasvir-i Efkar (18623, 1885. Ebüzziya Tevfik tarafından düzenlenen seçme makaleler)

AHMET MİTHAT EFENDİ
(1844-1912)

ROMAN-ÖYKÜ:
Kıssadan Hisse (öykü, 1869)
Esaret (1870)
Hasan Mellah (1873)
Hüseyin Fellah (1873)
Dünyaya İkinci Geliş yahut İstanbul'da Neler Olmuş (1873)
Yeryüzünde Bir Melek (1875)
Felatun Bey'le Rakım Efendi (1875)
Karı Koca Masalı (1875)
Paris'de Bir Türk (1876)
Süleyman Musuli (1877)
Karnaval (1881)
Vah (1882)
Dürdane Hanım (1882)
Acaib-i Alem (fenni roman, 1882)
Cellad (1884)
Letaif-i Rivayat (25 kitaplık öykü dizisi, 1887)
Haydut Montari (1888)
Demir Bey yahut İnkişaf-ı Esrar (1888)
Gürcü Kızı yahit İntikam (1889)
Diplomalı Kız (1890)
Müşahedat (romanın romanı, 1891)
Hayal ve Hakikat (1892)
Taaffüf (Fatma Aliye ile, 1895)
Gönüllü (1896)
Amerika Doktorları (fenni roman, 1898)
Jön Türk (1910)

OYUNLAR:
Eyvah (oyun, 1871)
Açık Baş (oyun, 1874)
Ahz-ı Sar yahut Avrupa'nın Eski Medeniyeti (1874)
Zuhur-ı Osmaniyan (1877)
Çengi (1877)
Çerkeş Özdenler (1884)
Fürs-i Kadim'de Bir Facia yahut Siyavuş (oyun, 1884)

DİL KİTAPLARI:
Durub-ı Emsal-i Osmaniye Hekimiyatının Ahvalini Tasvif (1871)

TARİH:
Kainat (15 kitap, 1871-1881)
Üss-i İnkilab (2 cilt, tarih 1877-1878)
Tarih-i Umumi (2 cilt, 1878-1879)
Mufassal Tarih-i Kurun-ı Cedide (3 cilt, 1886-1888)
Tedris-i Tarih-i Edyan (1913)
Tedris-i Tarih-i Umumi (1913)

MAKALE-MEKTUP:
Menfâ (1877)
Zübdet-ül Hakayık (anı-belge, 1878)
Ekonomi-Politik (1879)
Müntehabat-ı Tercüman-ı Hakikat (3 cilt, 1883)
Arnavudlar ve Solyotlar (1888)
Müntehebat-ı Ahmed Mithad (3 cilt, 1889)
Halla-ü Ukad (mektuplar, 1890)

RUHBİLİM:
Nevm ve Hâlât-ı Nevm (1881)
İlhamat ve Tagligat (1885)

ŞEMSETTİN SAMİ
(1850-1904)

ROMAN:
Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat (1872)

OYUN:
Besa yahut Ahde Vefa (1875)
Gâve (1876)

DİL KİTAPLARI:
Kamus-ı Türki (2 cilt, 1899-1900, tıpkıbasımları 1978, 1989)
Kamus-ı Fransevi (1882-1905, Fransızca'dan Türkçe'ye sözlük)
Kamus-ı Fransevi (1885, Türkçe'den, Fransızca'ya sözlük)
Küçük Kamus-ı Fransevi (1886, Fransızca'dan Türkçe'ye sözlük)
Usul-i Tenkit ve Tertib (1886)
Nev'usul Sarf-ı Türki ((1891)
Kamus'ül Âlam (6 cilt, 1889-1898, tarih ve coğrafya ansiklopedisi)

Ayrıca "Cep Kitapları" adıyla çeşitli konularda küçük öğrenci kitapları yayınladı.

AHMET VEFİK PAŞA
(1823-1891)

Lehçe-i Osmani (Türkçe Sözlük)
Fezleke-i Tarih-i Osmani (Kısa Osmanlı Tarihi)
Hikmet-i Tarih (Tarih Felsefesi)
Şecere-i Türki (Tercüme)
Moliere'in 16 eserini tercüme etmiştir.
RECAİZADE MAHMUT EKREM
(1847-1914)
ŞİİR:
Nağme-i Seher (1871)
Yadigâr-ı Şebâb (1873)
Zemzeme (3 cilt, 1883-1885)
Tefekkür (düzyazı ile karışık, 1888)
Pejmürde (düzyazı ile karışık, 1893)
Nijad Ekrem (2 cilt, anılarla birlikte, 1900-1910)
Nefrin (1914)

ROMAN:
Araba Sevdası (1896-1963)

ÖYKÜ:
Saime (1888)
Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi (1890)
Şemsa (1895)

OYUN:
Afife Anjelik (1870)
Atala Yahut Amerikan Vahşileri (1873)
Vuslat Yahut Süreksiz Sevinç (1874)
Çok Bilen Çok Yanılır (1916)

DÜZYAZI:
Talim-i Edebiyat (1872)
Takdir-i Elhan (1886)
Kudemaden Birkaç Şair (1888)
Takrizat (1896)

ABDÜLHAK HAMİT TARHAN
(1852-1937)

ŞİİR:
Sahra (1879)
Ölü (1886)
Hacle (1886)
Bir Sefilenin Hasbihali (1886)
Bâlâ’dan Bir Ses (1911)
Validem (1913)
İlham-ı Vatan (1918)
Tayflar Geçidi (1919)
Ruhlar (1922)
Garâm (1923)

OYUN:
İçli Kız (1874)
Sabr ü Sebat (1875)
Duhter-i Hindu (1875)
Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919)
Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970)
Eşber (1880, 1945)
Zeynep (1908)
Macera-yı Aşk (1910)
İlhan (1913)
Tarhan (1916)
Finten (1918, 1964)
İbn Musa (1919, 1928)
Yadigar-ı Harb (1919)
Hakan (1935)

SAMİPAŞAZADE SEZAİ
(1860-1936)

ROMAN:
Sergüzeşt (1889)

ÖYKÜ:
Küçük Şeyler (1892)

OYUN:
Şir (arslan, 1879)

SOHBET-ELEŞTİRİ-ANI:
Rumuzu’l- Edeb (1900)
İclal (1923)

NABİZADE NAZIM
(1862-1893)

Heves Ettim(şiir,1885);
Minimini-yahut-Yine Heves(şiir,1886);
Yadigarlarım(anı-öykü,1886)
Zavallı Kız(öykü.1890)
Bir Hatıra(öykü,1890)
Karabibik(uzun öykü,1891)
Sevda(öykü,1891)
Mini Mini Mektepli(okuma ve yazma parçaları,1891)
Hala Güzel(öykü,1891)
Haspa (öykü,1891)
Seyyie-i Tesamüh(-hoşgörünün kötülüğü-uzun öykü,1892)
Esatir(mitoloji,1892)
Aynalar(fizik kitabı,1892)
Zehra(roman,1896)

MUALLİM NACİ
(1850-1893)
ŞİİR:
Terkib-i Bend-i Muallim Naci
Ateşpare (1883)
Şerâre (1884)
Fürûzan (1885)
Sümbüle (1889)
Yadigâr-ı Naci

ELEŞTİRİ:
Muallim (1886)
Demdeme (1886)

ANI:
Medrese Hatıraları (1885)
Ömer’in Çocukluğu (1890-1969)

SÖZLÜK:
Lügat-ı Naci (1891-1978)

ARAŞTIRMA:
Osmanlı Şairleri (1890-1986)
İstilahât-ı Edebiyye (1890-1984)
Esâmi (1890)

MEKTUP:
Muhaberat ve Muhaverat (1884)
Şöyle Böyle (1884)
Mektuplarım (1886)

OYUN:
Heder (ölümünden sonra, 1908)

DİREKTÖR ALİ BEY 
(1844-1899)
Oyun:
Kokona Yatıyor yahut Madam Uykuda (1870)
Ayyar Hamza (Moliere’den adapte -1871)
Misafir-i İstiskal (1871)
Geveze Berber (1873)
Gavo Minar ve Şürekası (tercüme oyun-1889)
Letafet (1897)
Lehçetü’l Hakayık (mizah sözlüğü-1897)


TANZİMAT EDEBİYATINDA HİKAYE VE ROMAN


Divan edebiyatımızın Leyla ile Mecnun, Hüsrev ile Şirin, Yusuf ile Züheyla, v.b. mesnevilerini; halk edebiyatımızın Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kanber, v.b. öyküleri; meddah öykülerini; Battal Gazi, Hayber Kalesi, v.b. gibi dinsel ve tarihsel öyküleri bir kenara bırakırsak, Avrupa’daki anlamıyla öykü ve roman türleri Türkiye’ye Tanzimat edebiyatı ile girmiştir. Çeviri ile başlayan bu süreç, taklitler ile devam ederek gelişmiş ve kimliğini kazanarak günümüze gelinmiştir.

Edebiyatımızda görülen roman biçimindeki ilk eser, Yusuf Kamil Paşa’nın Fénelon’dan çevirdiği “Telemak”tır (1859). Bu eser özetlenerek çevrilmesine rağmen uzun yıllar (“Ahlak kitabı” olarak görüldüğünden) okullarda okutulmuştur.

Bu ilk dönemde bu tercüme eseri takip eden bir çok eser daha çevrilmişti. Ancak, bu eserlerdeki en büyük sorun “dil”di. Dil oldukça ağırdı. Alışılagelen eski dil kullanımı Batı romanına uygun değildi. İkincisi de batı kültürü ile Osmanlı kültürü arasında ki ahlak farkıydı. Çevrilecek eserler Müslüman ahlakına ters düşmemeliydi.

Türk edebiyatında öykü ve roman alanındaki yerli ürünler, Ahmet Mithat’ın 1870’te basılan “Kıssadan Hisse” ve “Letaif-i Rivayat” adlı öykü kitapları ile verilmeye başladı.

Tanzimat döneminde çeviri eserler için söz konusu olan dil ve ahlak sorunları yerli eserlerin de başlıca sorunları oldu.

Tanzimat Edebiyatı öykü ve roman özellikleri :

1 – Tanzimat edebiyatı öykü ve romanında olaylar çoğunlukla günlük yaşamdan veya tarihten alınmıştır; olayların olmuş ya da olabilir izlenimini bırakması gerektiği konusunda bütün Tanzimat romancıları birleşmişlerdir.

2 – İlk öykülerde topluluk önünde anlatılan meddah öykülerinin etkisi ve tekniği görülür.

3 – Daha ilk eserlerden başlayarak, Tanzimat edebiyatı öykü ve romancılarının bir kısmı halka (Ahmet Mithat, Emin Nihat, Şemsettin Sami, Nabizade Nazım), bir kısmı aydın kişilere (Namık Kemal, Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem) seslenmeyi tercih etmişlerdir.

4 – Bunun sonucu olarak da, halka seslenen yazarlar sade dille, aydın kişilere seslenen yazarlarsa yabancı sözlük ve dil kuralları ile yüklü bir dille yazmışlardır.

5 – Eserler genel olarak, duygusal, acıklı konular üzerine kurulmuştur.

6 – Tanzimat öykü ve romanında işlenen önemli temalar: “tutsaklık”; zorla yapılan evliliklerin doğurdu acı sonuçlar; Batı uygarlığı ile Osmanlı uygarlığı arasındaki farkların karşılaştırılması; kadın erkek arasında ki ilişkilerde değişik ortamlarda gelişen evlilik, aşık olma temaları ağırlıklı olarak işlenmiştir.

7 – Tanzimat edebiyatının ilk döneminde yetişen ve romantizm akımının etkisi altında kalan yazarların eserlerinde bu akımın özelliği olarak :

-Tesadüflere çok yer verilmiştir.

-Yazarların kişiliği gizlenmemiş; ikide bir okuyucuya “Ey Kaari!” (okuyucu) diye seslenilmiş; olaylar okuyucuyla konuşa konuşa yürütülmüştür.

-Sırası düştükçe, olayın yürüyüşü durdurulmuş, bir takım bilgiler verilmiştir.

Roman aracılığı ile bireyi eğitme ve toplumu düzeltme amacı gözetilmiş; bunun için de siyaset, din, ahlak, felsefe v.b. ile ilgili düşünce ve bilgiler ya olayın yürüyüşü durdurulup ya da olayların örülüşü içinde dolaylı olarak okuyucuya aktarılmıştır.

-Kahramanlar çoğu zaman yaşamdan alınmış doğal kişilerdi. Ancak kimi zaman olağanüstü olaylara ve insanlara da yer verilmiştir.

-Kahramanlar çoğu zaman tek yönlüdür. İyiler tamamen iyi, kötüler de tamamen kötüdür.

-Olayların sonunda, çoğu zaman iyiler ödüllerini, kötüler ya da suçlular cezalarını alırlar.

-Kahramanlar çoğu zaman bir görüşte aşık olurlar.

-Yer ve çevre tasvirleri çoğu zaman eseri süslemek için yapılmıştır.

-Kişi tasvirleri de çoğu zaman olay içinde eritilmemiş; tersine, olayın yürüyüşü durdurularak, kişinin kaşı, gözü, saçı, v.b. özellikleri teker teker anlatılmıştır.

10 – Tanzimat edebiyatının ikinci döneminde yetişen realizm (gerçekçilik) ile natüralizm (doğalcılık) akımlarının etkisi altında kalmaya başlayan yazarların eserlerinde ise, gözleme önem verilmiş, nedenlerle sonuçlar arasında bağlar aranmış, olağanüstü olaylar ve kişiler bırakılmış, anlatılan her şeyin olabilir izlenimini bırakmasına dikkat edilmiştir.

Tanzimat Dönemi Türk Tiyatrosu

A) HİKAYE-İ İBRAHİM PAŞA


Tanzimat devrinin ilk tiyatro eseridir. Konusunu Kanuni devrinden alan ve 4 perdeden 11 tablodan oluşan Hayrullah efendi tarafından yazılan küçük bir dramdır. Konusu, Kanuni'nin Bağdat seferi sırasında Ordu Defterdarı İskender Çelebiyi haksız yere idam ettirdiği ve saltanat hırsına kapıldığı için Kanuni tarafından 1536 da idam edilen sadrazam İbrahim Paşa ile aynı devirde Mısır da ün salmış mutasavvıf İbrahim Gülşeni ve Mısır valisinin oğlu İbrahim Paşa'lar birbirine karıştırılarak Osmanlı imparatorluğu için asıl tehlikenin son söylenen şahsiyetten geleceği söylenmek istenen piyeste, tarihi atmosferi tamamlamak için özellikle dil ve uslübun 16. yy uygun olması dikkat çekicidir.

B)ŞAİR EVLENMESİ


Şinasi tarafından yazılan bir perdelik komedidir. 1860 yılında Tercüman-ı Ahval de sertifika şeklinde yayınlanmış ve aynı yıl kitap halinde basılmıştır.konu olarak görücü usulü evlenme adetini işlemiştir. Olay basittir fakat kuruluş sağlamdır. Vakanın başlıca iki tarafından yürütülmesi, değişik halk tabakalarından yerli karakterlerin bulunması orta oyununa ait özellikleri içerirken belli bir edebi metin halinde olması, vakanın gelişme tarzı bakımından batılı tarzda bir eserdir. Eserin böyle bir yapıda oluşu yazarın, orta oyuna alışık olan Türk seyircisini yadırgatmadan batılı tiyatroya ısındırmayı amaçlamıştır. Şinasi, tiyatroyu da düşünce ve bilgileri aktarma aracı olarak görmüştür. Türk tiyatrosunun komedi türündeki ilk denemesi, drama türündeki Hayrullah Efendinin piyesine göre teknik bakımdan daha ileridedir. Şinasi kendinden sonrakiler için de teşvik edici olmuştur.

C) İLK MANZUM PİYES


Türk tiyatrosunun ilk manzum piyesini 1866 da Ali Haydar yazmıştır. Üç adet piyesi vardır. Bunlar; 1- Sergüzeşt-i Perviz 2- Sasaniyan hükümdarlarında ıı. Ersaz'ın Sergüzeşti 3- Ruya Oyunu dur. Bunlardan ilk ikisi trajedidir. Yazar ilk piyesinin önsözünde Türk tiyatrosuna ilk trajediyi kazandırdığını söyler. Ancak kuruş ve teması daha çok dram karakteri taşır. Doğal olarak manzum tiyatro çeşidinin ilk deneme olması , yazarın nazım tekniğine hakimiyet zayıflığı dil ve uslübu cansızlaştırmıştır. Son piyesi ise iki perdelik komedidir.

D)KARAKTER KOMEDİSİ


Bir yandan tiyatroda oynanmak üzre tercüme piyesleri hazırlayan diğer yandan da kendisi piyes yazan Ali Bey'in 1- Kokona Yatıyor,2- Misafir-i istiskal,3- Geveze Berber adlı üç komedisi ile Letafet isimli (1899) bir tane operatı vardır. Yazdığı komedyalar tamamen batılı tarzda kuruluşa sahiptır. Sosyal meselelere dokunmaz. Basit karakter komedisidir ki bu tarzın Türk tiyatrosundaki ilk örnekleridir.

E) RECAİZADE EKREM'İN VUSLAT'I


İlk denemesini Afife Anjelik ile 1870 de yapmıştır. İkinci denemesi Atala yahud Amerika Vahşileridir. Afife Anjelik, kocasının yokluğunda uşağının tecavüz teşebbüsüne karşı direnmiş genç bir kadının hikayesini anlatır. 4 perdelik ve şahısları Fransızdır. Kitabın kapağında ve yayınlana gazetede telif diye gösterilmesi vakası Fransada geçmiş zabıta olayından alındığı ihtimalini güçlendirmektedir. 1872 yılların başında Fransız yazar Şatobriyan dan çevirdiği Atala romanını piyes haline getirip bastırmıştır. Önemli bir başka tiyatro eseri de Vuslattır(1874). Evlilikte anne- babanın değil çocukların karar vermesi gerektiği şeklindeki sosyal meseleyi ele olan dramın önsözünde , daha önceki denemelerinde yerli olay ve ifadelerin yer almayışından dolayı eleştirilmesine dikkat çekerek haklı olduklarını bunun için Milli bir piyes denemesi olarak Vuslat'ı yazdığını ifade eder. Vuslat daha önce Namık Kemal 'in yayınlanan Zavallı Çocuk'taki temayı aynen tekrarlaması ve karakterler arasındaki benzerlikler nedeniyle değerini zayıflatmıştır.

1914 yılında vefatından sonra basılan konusunu Binbir Gündüz Hikayeleri'nden alan Çok Bilen Çok Yanılır komedisi modern tiyatro türünün bütün özelliklerini taşır. Tanzimat döneminin en iyi tiyatro yazarları arasında yer alır.

F) ROMANTİK DRAM


Namık Kemal, Osmanlı Tiyatrosu'nun modernleşmesi için çaba harcarken bir tarafından da oynanmak üzre piyesler yazmıştır. 1867 yılında Avrupaya giden N. Kemal, orada da tiyatro ile ilgilendi ve burada tiyatronun sadece eğlence aracı olmadığını aynı zamanda seyircinin kültür seviyesini yükseltme görevi de olduğunu farketti. Binlerce insana hitap eden bu müessese, bir okuldu. Paris'ten yazdığı mektuplarda tiyatronun “ahlak ve lisan” mektebi olduğunu ifade etmiştir. Avrupadan dönünce Osmanlı Tiyatrosunun edebi heyetine girdi ve 1873 te “Vatan yahud Silistre'yi” yazdı. Oyun oynandıktan 1 hafta sonra Kıbrıs'a Magosa kasabasına kalebend olarak gönderildi.3 yıl içinde 600 defa oynandı. Bu sırada N. Kemal, Gülnihal'i (1875) yazıyordu. Kıbrıs da kaldığı 38 ay içinde 4 piyes yazmıştır. 1-Zavallı Çocuk (1873)2-Akif Bey (74),3- Kara Bela(1910),4-Celalettin Harzemşah( 1875). bu piyeslerin hepsi dram dır.

Vatan yahud Silistre ile Celalettin Harzemşah konuları tarihi olaylardır. Teknik bakımdam enkuvvetli eseri Gülnihaldir ki vakanın geliştirilmesi, entrik unsurların çok iyi işlenmesi, canlı karakterler olması onun bu eserini güçlü kılar. Vatan yahud Silistre ise devrin yurtseverlik ve kahramanlık duygularını çok iyi işler. Celalettin Harzemşah ise romantik dramın etkisiyle yazılmıştır. Okunmak için yazılmış, vakası da orta çağ tarihinden alınmıştır.not: tanzimat döneminin romantik dramın ilk örneğidir. Özellikle faydalı bir eğlence olarak tanımladığı tiyatro ile ilgili fikirlerini Celalettin Harzemşah'ın Mukaddemesinden öğrenmek mümkündür. Bu piyes, Abdülhak Hamid'in tarihi piyeslere yönelişini sağlamıştır.

Not: N. Kemal--> Zavallı Çocuk, R. Ekrem-->Vuslat, A.Hamid--> İçli Kız piyesleri arasında yakın tema ve vaka benzerlikleri dikkat çeker.

G) MİLLİ DRAM TERİMİ


Tiyatro alanındaki başka önemli şahsiyet ise Ahmet Mithat'tır. 1872 yılında Eyvah isimli dramı oynanmıştır. Bu oyunun teması, batılılaşmanın aile üzerindeki tesiri ve evlenmedeki eski adetlerin tenkidi şeklindedir. Burada birden fazla kadın ile evlenme tenkid edilmiştir. Bazı kesimlerce ağır tenkidlere maruz kalan A. Mithat, 1875 te Açık Baş adlı başka bir komedisi ile halkın dini duygularını kötüye kullanan din istismarcılarını eleştirmiştir. 12'ye yaklaşan eserlerinden 7 tanesi basılmıştır. 1875 te , Ahz-ı Sâr Yahut Avrupa'nın Eski Medeniyeti adlı dramı, insan hakları ve avrupadaki sınıf mücadelesini anlatmasına karşın başarısız bir dramdır. 1883 te Çerkez Özdenler adlı piyesin kapağında “Milli Dram” terimi ve “hem tiyatroda oynanmak hem de roman gibi okunmak için yazılmıştır” ifadesi yer alır.konusu Osmanlı İmparatorluğu azınlıklarından olan Çerkezlerin yaşayış tarzını anlatır. 1883 te yazılan Fürs-i Kadim'de Bir Facia yahut Siyavuş piyesi ise, konusunu eski İran tarihinden almıştır.

Bu dönem II :Abdülhamit tarafından ciddi tiyatro içerikli oyunlara izin verilmediğinden dolayı, daha çok müzikal eğlence ağırlıklı eserler sahnelenmiş ve buna Hamid de uyarak Çengi yahut Daniş Çelebi (1883), Ziba (basılmamıştır.) adlı tiyatro eserleri yazmıştır. Haricinde Hükm-i Dil 1884, Zuhur-i Osmaniyan (1879) piyesler yazmıştır. Sosyal meselelere üzerindeki hakimiyetinin yanı sıra tiyatro tekniğini ikinci plana atmıştir.

H) KURALSIZ ÜSTAD


Tanzimat tiyatrosu'nun en verimli ve en mühim şahsiyeti, şüphesiz Abdülhak Hamit'dir. İlk denemesi (1873) Macera-yı Aşk, Fransız ve İngiliz edebiyatlarından gelme tesir ile egzotik bir yapı dikkat çeker. 1874 te Sabr u Sebat ile İçli Kız 'ı yazar ardından Duhter-i Hindu 'yu (1875) yazar. Sabr u Sebat 'ta, atasözleri, halk tekerlemeleri ve cinaslı anlatım vardır. İçli Kız, Zavallı Çocuk piyesinin tesirindedir. Duhter-i Hindu 'da tekrar egzotik anlatıma döner. Bunun sebebini de şöyle açıklar: Milli Tiyatro, herkese bildiği konuları aktarır oysa tanınmayan azınlıkların ve toplulukların hayatlarını , İslam veya Osmanlı tarihinin muhteşem olaylarını anlatmalıdır. 1916 da yazılan Finten , 19.yy sonundaki İngiltere'yi anlatır.

Hamid, piyeslerinin bir kısmını nesir bir kısmını da manzum yazmıştır. Yadir -ı Harp (1917), Nazife(1878), Nesteren(1877), Eşber(1880), Tarhan (1916), İlhan(1918), Hakan(1953) v.b. Eserleri vardır. Yirmi biri bulan tiyatro eserlerinin hepsi dramdır. Genellikle romantik dramın tesirindedir. Hanid'in bütün piyeslerinde karakterler ön plandadır. Psikolojik tahlillerine büyük önem vermiştir. Özellikle ihtirasların tahlil ve tasvirinde güçlüdür. Elbette piyeslerinde tamamen sosyal konulardan uzaklaşmış değildir. Vatan ve yurtseverlik konuları Liberta'da dikkat çeker. İlk piyeslerinde teknik yapıya dikkat ederken sonraları bunu ihmal etmiştir. 1880 den sonraki piyeslerini okunmak için yazmıştır. Bunun için perde bölünüşleri düzensiz olmuştur. Perde sonlarına yaptığı ilaveler piyesin yapısını bozmuştur. Nesteren ve Liberta'yı hece vezniyle yazarken diğerlerini aruz vezniyle yazmıştır. Onun eserlerindeki en büyük kusur dil ve uslüptadır. İlk piyesler konuşma diline yakınken sonraları uzaklaşmıştır. Zaman zaman bütün tiyatro kalıplarını hiçe saymıştır. O kurallar içinde kuralsız bir üstad olmuştur.

SONUÇ


Bütün gelişmeleri kısaca özetleyecek olursak;Batılı anlamıyla tiyatro da Tanzimat döneminde görülür. Bu dönemde geleneksel tiyatro içine giren türler (kukla, Karagöz, orta oyunu gibi) de varlığını sürdürmüştür.Tanzimat’ın ilk yıllarında İstanbul’un çeşitli yerlerinde tiyatro binaları yapılmaya başlandı. Önceleri özellikle İtalyan ve Fransız, daha sonra da Ermeni tiyatro toplulukları bu binalarda oyunlar sergiledi. Mihail Naum , Güllü Agop gibi Ermeniler’in Türkçe oyunları da sergilemeleri önemli bir gelişmeye sebep oldu. Güllü Agop 1868’ de kurduğu Osmanlı Tiyatrosunda ilk kez düzenli olarak temsiller vermeye başladı; müzikli oyunlar dışında Türkçe oyunlar sergilemenin tekelini 10 yıl elinde tutmuştur. Birçok Türk erkek tiyatro sanatçısı ilk kez bu tiyatroda sahneye çıkmıştır. Müslüman Türk kadınının sahneye çıkması şeriat hükümlerine göre olanaksızdı. Bu yüzden bazı kadın rollerini bazı durumlarda yabancı kadınlar ya da erkekler oynamışlardır. Bu tiyatro 1884’te Ahmet Mithat’ın Çerkez Özdenler oyununu oynarken oyun özgürlük duyguları aşıladığı gerekçesi ile tiyatro kapatılmış, binası da yıktırılmıştır. Bundan dolayı bu tarihten 1908’e kadar kadar Türk tiyatrolarına tuluat oyunları egemen olmuştur.

Mardiros Mınakyan’ın kurduğu Osmanlı Dram Kumpanyası Türkçe oyunlar sahnelemeye devam etmiştir. Türk edebiyatında ilk tiyatro yapıtı olarak Hayrullah Efendi’nin(1817-66) Hikaye-i İbrahim Paşa ve İbrahim-i Gülşen’i (1844) adlı dramı gösterilmektedir.Şinasi’nin Şair Evlenmesi (1860) ilk güldürü olarak kabul edilmektedir. Ali Haydar (1836-1914) ilk trajedi , Direktör Ali Bey (1844-99) de karakter güldürü örnekleri vermiştir. Yazar, çevirmen, tiyatroya maddi ve manevi destek sağlayan devlet adamı olarak Ahmet Vefik Paşa(1823-91) ’nın Tanzimat tiyatrosuna çok büyük katkısı olmuştur.Moliere’den yaptığı çeviri ve uyarlamaları çok önemlidir. Feraizcizade Mehmed Şakir (1853-1911) duru bir Türkçe ve başarılı bir teknikle yazdığı oyunlardan ötürü “ Türk Moliere’i”olarak adlandırılmıştır.Bu dönem tiyatrolarında çoğunlukla toplumsal ve tarihsel konular işlenmiştir. Öbür türlere oranla Tanzimat döneminde tiyatro çok daha etkili olmuştur. Bu bakımdan bazı Tanzimat yazarları (Namık Kemal , Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit) tiyatro oyunları da yazmıştır.

Tanzimat Döneminde Çıkarılan Gazeteler ve Özellikleri


A) TANZİMAT EDEBİYATINA GİRİŞ

I- TANZİMAT'A DOĞRU

Türk- Avrupa ilişkileri,Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Fransa'ya yapılan Osmanlı devletinin yardımı nedeniyle, Türk- Fransız dostuluğu başlamış ve Fransız kültürünün yayılmasına zemin oluşturmuştur.

Osmanlı devletinin Avrupalılaşma yolunda attığı ilk önemli adım, 1839 yılında Abdülmecit devrinde yapılan TANZİMAT FERMANI'DIR. Bu ferman Avrupadaki yeniliklerin Osmanlıya girmesidir.

II-TANZİMAT EDEBİYATI KAYNAKLARI


Bilindiği üzre Fransız Edebiyatı'nın etkisi ki 18.yy Fransız uygarlığının İspanya, İtalya ve İngiltere'yi etkisi altına alan evrensel bir düzeye varmış olmasıdır ki bu dönemde başta Amerika olmak üzre pek çok ülke bilim ve felsefi yönden edebi akımların etkisinde kalmıştır. Bizimde bu akımdan etkilenmemiz kaçınılmazdı. Bunun yanı sıra Fatih in İtalyan ressamı Bellini 'ye resmini yaptırması,Katip Çelebi'nin “ Cihan-nüma”sı, 17. yy dan sonra Avrupaya giden Çelebi Mehmet'in “Paris Sefaretnamesi”gibi eserler Avrupa kültürünü bize getirmiştir.

III- TANZİMAT ÖNCESİ VE TANZİMAT NESRİNE GENEL BİR BAKIŞ


Genel olarak edebiyatımıza baktığımızda düz yazıyı 3 kısıma ayırabiliriz:

a)Divan edebiyatında açık ve edebi nesir ile yazılan eserler: Süslü nesir ile divan şiiri arasında paralellik vardır. Amaç ustalık ve hünerini göstermektir. Arapça ve Farsça tamlamalarla doludur. Seciler ağırlıklıdır.

b) Halk edebiyatında yazılan eserler: süsten, söz sanatlarından uzaktır. Bu dönemdeki tasavvufi eserler, halk hikayeleri, kur'an tevsirleri, menakıpnameler, halk hikayeleri vb nitelikteki eserlerhalka bir şeyler öğretme amacı güderek, sade bir dil ile öğretici nitelikte yazılmıştır.

c) Tanzimat edebiyatında yazılan eserler: Edebiımızda gerçek nesir Tanzimatla başlar. Gazete ile birlikte batılı pek çok yeni nesir türü edebiyatımıza girer. Bu dönem fikri ön plana çıkaran kısa ve öz cümleler kullanılmıştır.artık seciler atılmış, kısa cümleler kullanılmış, doğrudan konuya girilmiş, ilk defa noktalama işaretleri kullanılmıştır.

IV-TANZİMAT EDEBİYATI

Tanzimat Fermanı ile siyaset, idare, ve eğitim alanlarında Batı uygarlığına resmen katıldıktan sonra Batı'yı örnek edinen Avrupai Türk Edebiyatının 1. dönemidir. Tanzimat Edebiyatı, 1860'da Şinasi'nin Tercümal-i Ahval gazetesini çıkarmakla başlar. Tanzimat Edebiyatı, eski kuruluşlarla, düşüncelerin karşısına toplumsal ve siyasal düzenlemelerle çıkar. Basımevlerinin gelişmesi, gazeteciliğin Batı'dan geniş ölçüde esinlenmesi, güçlü edebiyatçıların yetişmesi, etkili bir kamoyu yaratır. Batı'ya yönünü dönen bu edebiyat ile toplum hayatımızın hızlı değişmesinde ve gelişmesinde etkili akımların fikir dünyamıza katılmaları sağlamıştır. Özellikle Tanzimat ile birlikte batıdaki pek çok yeni nesir türleri( tiyatro, gazete, roman, çeviri vb.) edebiyatımıza girer. Düz yazının gelişmesinde gazeteciliğin büyük payı vardır. Tanzimatile edebiyatımıza yeni bir dünya görüşü girer, bu dönem yazarları, toplumcudur, doğrunun, iyinin peşindedir, edebiyatile ulusu yükseltmek, baskıları ortadan kaldırmak hedeflenirken kendilerini halka karşı sorumlu hissederler. Geşilmeye katkı sağlayacak batıdaki yeni nesir türlerinin yanı sıra romantizm, realizm, naturalizm, sembolizm ve parnasizm gibi pek çok batılı edebi akım edebi hayatımıza girmiştir. Nesir ve nazımda konu alanları genişlemiştir. Sade dil ile yazılırken bir önceki dönemde de işlenen vatan, millet, hürriyet, halk sevgisi gibi konular bu dönemde de işlenmiştir.

B) TANZİMAT DÖNEMİ NESRİ

I-İLETİŞİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

1) ANADOLU İMPARATORLUKLARINDA İLETİŞİM

Anadolu tarihsel süreçde pek çok imparatorlukların hakimiyeti altına girmiştir. Anadoludaki ilk iletişim biçimleri, yazının gelişmişliğine paralel olarak daha çok tabletler ve yazıtlarla gerçekleşmiştir.bu yazıtların içeriğine baktığımızda ülkenin siyasal durumunun yıllıkları ,krallıkla ilgili eski olaylar, yönetim sınıfı içindeki çekişmeler, komşu ülkelerle olan yazışmalar, yönetim, yasa ve kulralları hakkında bilgi içerdiğini görüyoruz.

2) OSMANLI DEVLETİNDE İLETİŞİM

Osmanlıda iletişim devletin idari ve bürokratik kararlarının hiyerarşik bir düzen içinde merkezden taşraya iletilmesi ihtiyacının bir sonucu olarak resmi bir özellik taşır.fermanlar, kanunnameler, nizamnameler vb. Yazılar gerekli bürokratik yerlere “menzil”sistemi ağı ile iletiliyordu.iletişim, koşucu, ulak, çapar, tatar isimleri verilen özel olarak yetiştirilmiş mesaj taşıyıcılar tarafından yapılırdı.yollarda bu taşıyıcılar için at tutulurdu. Bu süreç II.Mahmut dönemine kadar devlet ile halk arasındaki iletişim, devletin halka duyuruları telleklarla halka iletilirdi.bir de iletşimin resmi olm ayan kısmı vardı. Edebiyat ürünleri de Osmanlıda iletşim vasıtası olmuştur. Aşık tarzı sözlü şiir geleneği, halkın haberleşme aracı haline gelmiştir. Köy köy kasaba kasaba dolaşarak bulundukları yerdeki olayları bir sonraki durakta anlatarak halkın kitle iletişim aracı görevini üstlenmişlerdir.

3) MODERN ANLAMDA İLETİŞİM

Osmanlıda ilk gazete, 1796 da İstanbul'daki Fransızlara Fransadaki yaşama dair bilgi vermek amacıyla “Gazette Française de Constantinople” adında 15 günde bir yayınlanan gazete çıkarılmıştır.Bunun akabinde bir kaç tane daha Fransız gazetesi çıkarılmış Fransız menfaatlerini gözeten bu gazetelerden bir kısmı kapatılmıştır. Bir kısmı da önemini yitirince kendiliğinden kapanmıştır. İlk Türk gazetesi, 11- kasım- 1831 de Takvim-i Vekayi haftada bir defa yayınlanmak üzre resmi olarak kurulmuştur.

II-TANZİMAT GAZETECİLİĞİ

Bu dönemde edebiyatımıza giren yeni türlerin içinde diğerlerine nazaran gazeteciliğin önemi büyüktür. Çünkü; makale, fıkra, haber, röportaj, sohbet, mülakat, anı, gezi,şiir, inceleme vb. Pek çok türün gelişmesinde ve yaygınlaşmasında gazetenin payı büyüktür. Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ifade ettiği üzre “bu devirde gazete hemen tüm yeniliği idare eder.” (www.meb.gov.tr-13.10.07)Gazete, her gün bir toplumdan, bir sorun üzerinde fikir ve görüşe sahip ikinci bir toplum çıkarabilecek kudrette bir çözümleme ve birleştirme organıdır. Gazetenin diğer toplumlara göre bizde farklı bir yere sahiptir. Tanpınar'ın da dediği gibi “hiçbir yerde gazete bizdeki role benzer bir rol oynamamıştır. (...) bütün işaretler ondan gelir. Kalabalık onun etrafında kurulur. Okumayı o yazar. Mekteplerin uzak bir gelecek için hazırladığı ocağı o tutuşturur.”(www.meb.gov.tr-13.10.07).

Gazete sayfaları her gün milyonlarca kişinin beraber toplanıp beraber düşündükleri, konuştukları bir toplantı meydanı gibidir.

Demokratik toplumların hayatında en önemli rolü fikirler oynamaktadır.Fikir özgürlüğününün olduğu her yerde kişiler, çeşitli olanak ve araçlardan faydalanarak fikirlerini savunmak isterler. İşte bu araçların en önemlisi ve etkilisi gazetedir. Gazete: dünyadaki bütün olup biten olayları günü gününe halka bildiren, haberleri kendi görüşü ile yorumlayan, ufkumuzu her türlü bilgiler vererek genişleten düşüncelerimizi aydınlığa götüren basılmış kağıtlar topluluğudur. Tanzimat gazeteciliği ise, halkın görüşünün yanı sıra edebiyatı da değiştirir. Bu gazeteleri okuyanlar, batıdaki yeni dünya görüşü ile karşılaşırlar.özellikle dergilerin çıkışı gazetelerden sonra geldiği için edebiyatla ilgili ilk yazılar gazetelerde yaynlanır.

C) TANZİMAT DÖNEMİNDE ÇIKARILAN GAZETELER

Tanzimat Döneminde Çıkarılan Gazeteler ve Özellikleri

1. Takvim-i Vakâyı Gazetesi (1831) Ve Özellikleri
2. Ceride-i Havadis Gazetesi (1840) Ve Özellikleri
3. Tercüman-ı Ahval Gazetesi (1860) Ve Özellikleri
4. Tasvir-i Efkâr Gazetesi (1862) Ve Özellikleri
5. Ayine-i Vatan Gazetesi (1866) Ve Özellikleri
6. Muhbir Gazetesi (1866) Ve Özellikleri
7. Terakki Gazetesi (1868) Ve Özellikleri
8. Mümeyyiz Gazetesi (1869) Ve Özellikleri
9. İbret Gazetesi (1870) Ve Özellikleri
10. Musavver Gazetesi (1872) Ve Özellikleri
11. Tercüman-ı Hakikat Gazetesi (1878) Ve Özellikleri
12. Mizan Gazetesi (1886) Ve Özellikleri
13. İkdam Gazetesi (1894) Ve Özellikleri

1-TAKVİM-İ VEKÂYİ ( 1831)

Toplumlarda gazetenin iki önemli görevi vardır. İktidarın bildirdiklerini halka iletmek ve halkı siyasi güncel olaylar hakkında bilgilendirmek. 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldıran ve devlet yönetiminde reform hareketlerine girişen II. Mahmut'un bu gelişmelere paralel olarak 1831 de Takvim-i Vekayinin Osmanlıca ilk resmi gazete sıfatı ile çıkması tesadüf olamaz. 1830 yıllar II.Mahmut'un iktidarı merkezleştirmeyi amaçladığı bir dönemdir. Padişah, reformlarının gerçekleşmesinde siyasi basın gücünün farkındadır. Yurt içinde kamoyu oluşturmayı hedeflediği kadar imparatorluktaki reform ve değişileri batı dünyasına duyurma arzusu içinde Arapça, Ermenice,Farsça, Fransızca, ve Rumca baskılarıda yayımlanmıştır. Ayrıca Mısır 'da Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın teşebbüsü ile 1831 de Takvim-i Mısriyye yayımlanmıştır. Osmanlı Devletine karşı etkin bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Takvim-i Vakayi haftalık olarak yayınlanan bir gazetedir. Resmi ilanların yanı sıra iç ve dış gelişmelere ilişkin haberler yer almaktaydı. Resmi bir gazete olmasından dolayı makale içerikleri devletin görüşleri doğrultusundaydı. 1860'tan sonra sadece resmi duyurular ve kabul edilen yasa metinleri yayınlanır oldu. II.Abdülhamit devrinin büyük bir kısmında yayınlanmasına karşın, 1878 yılından 1891 yılına kadar yayınlanmadı. 1892 de yeniden yayın hayatı durdu. 1908 de Jön Türk İhtilali sırasında yenıden yayınlandı. Türkiye Cumhuriyeti döneminde onun yerini Resmi Gazete almıştır.

2-CERİDE-İ HAVADİS( 1840)

Ceride-İ Havadis, Türk basın tarihinin ilk özel türkçe gazetesi olarak kabul edilir ancak devletten yardım alması yarı resmi bir yapı doğurmuştur. William Churchill adında bir ingiliz tarafından 1840 yılında çıkarılmaya başlanmıştır. sadece haber içerikli olan gazete ilk yayınlandığı günlerde hiç ilgi görmemiş, ilk üç sayı bedava dağıtılmıştır. gazete haftalık olarak çıkarılmaya başlanmış ardından on günde bir çıkarılması kararlaştırılmıştır. ardından William Churchill siyasi nüfuz kullanarak devletten ayda 2500 kuruşluk yardım almayı başarmıştır. gazetede, dış ülkelerden muhabirleri vasıtasıyla dış haberlere yer verilmiştir. bu özelliği nedeniyle gazete seçkin zümre tarafından takip edilmiştir. gazeteye iskenderiye’den haber gönderen bir muhabir türk basın tarihinin ilk muhabiri sayılmaktadır. Gazetenin diğer bir özelliği ilanlara yer vermesidir. ilk ölüm ilanları bu gazetede yer almıştır. 1854 Kırım savaşına, gazete savaş muhabirlerini göndermiştir, gazete 1864 yılında 1212 sayıyı geride bırakarak kapanmıştır.

3- TERCÜMAN-I AHVAL(1860)

Tercüman-ı Ahvâl, İstanbul'da 1860-1866 arasında yayımlanan ilk özel Türkçe gazetedir. Bu gazete hem gazetecilik hem de edebiyat yönünden tam bir dönüm noktası olmuştur. Sosyal ve siyasal olayların yoğunluk arzettiği halk tarafından merak ve heyecanla izlenen olaylar bu gazetede yayınlanmıştır.Bir övgü gazetesi değil , düşünceve tartışma gazetesi olmuş,fertlerin düşünce ve kanatlarını açığa vurulmasına katkı sağlamış, imtiyazlı baş yazı geleneği ilk bu gazetede başlamış, tefrika ve tartışmalar, haberi ön plana çıkaran araştırmalar, eğitim sisteminin aksaklıkları ve siyasi elaştiri örnekleri yine ilk bu gazetede yer almıştır 22 Ekim 1860'ta Agah Efendi tarafından çıkarıldı. Önceleri pazar günleri çıkan gazete 22 Nisan 1861'deki 25. sayısıyla birlikte haftada üç gün yayımlanmaya başladı. Gazete zamanla Ceride-i Havadis gazetesiyle rekabet edebilmek için yayınını beş güne çıkardı. Bahçekapı'da bir matbaada basılan gazete, matbaanın altındaki bir tütüncü dükkanından satılıyordu.

Şinasi, Ahmed Vefik Paşa, Ziya Paşa, Refik Bey'in sık sık bu gazetede yazıları yer aldı. Bu yazılarda Osmanlı toplumunun geri kalma nedenleri ve ülkede olup bitenler tartışılıyordu.Ayrıca edebi eserlerin de yayımlandığı gazetede, batılı anlamda ilk Türkçe oyun olan Şinasi'nin Şair Evlenmesi de (1860) dizi olarak yayınlamıştı.

Gazete, Ziya Paşa'nın kaleme aldığı sanılan ve eğitim sistemine sert eleştirilerde bulunan bir yazı yüzünden Mayıs 1861'de iki hafta süreyle kapatıldı. Bu olay Türk basınında yayın durdurmanın ilk örneği oldu. 792 sayı yayımlanan Tercüman-ı Ahval 11 Mart 1866'da yayınına son verdi.

NOT: Mukaddemesi ilk makale özelliği taşır.

4- TASVİR-İ EFKÂR (1862)

Tercüman-ı Ahvalin açtığı yolda çok emek ve titizlikle yayın hayatına giren, daha ileri bir adam atan (Tasvir-i Efkar) olmuştur. Şinasi’nin kalemiyle özgürlük düşüncesini yayması bakımından bu gazetenin Türk basın tarihinde çok önemli bir yeri vardır. O dönemin en özlü ve kültürlü yazıları onun kaleminden çıkmıştır.

İlk sayıdaki giriş bölümünde gazetenin amacının haber ulaştırmak, halkın kendi yaraları düşünmeyi, kendi sorunları üzerinde durmayı, öğretmek olduğu belirtilmiş bulunmaktadır. padişahın tahta çıkış ve doğum günlerinde övgüler koymayı reddeden Şinasi parlamenter sistemi savunmuş, bu konuyla ilgili olarak Avrupa Basınından çeviriler yayınlanmıştır.

Şinasi’ye göre gazete bilimin ve eğitimin gelişmesi sorunları ele alacak ve halkın anlayacağı dille yayınlanacaktır. bu amaçla yayın ve eğitimle ilgili haberlere önem vermiş, hatta bunlarla ilgili ilanları parasız basmıştır.Tasvir-i Efkar haftada iki gün çıkıyordu. Gazete iç ve dış haberler için ayrı ayrı sütunlar ayırmış ve bunlar ‘’Havadis-i Dahiliye ve ‘’Havadis-i Hariciye’’ diye süslü başlıklarla verilmiştir. Şinasi, kamuoyu, düşünce özgürlüğü gibi konularda uyarıcı başyazılar yazıyordu.

.Gazeteyi üç yıla yakın bir süre Şinasi çıkardı.O sıralarda bir arkadaşının tutuklanmasından tedirgin olan Şinasi,1865 İlk baharında Paris’e kaçtı.Fazıl Mustafa Paşanın kendisini bu yolda desteklemiş olduğu öne sürülür.

Şinasi’nin ayrılışından sonra gazetenin başına Namık Kemal'in geçtiğini görüyoruz. Şinasi’nin etkisi altında kalan Namık Kemal daha 25 yaşında iken başyazı yazmaya başladı. Yazılarında özgürlük konularına değiniyor ve aydın çevrelerde geniş yankılar uyandırıyordu. 1867de çıkan ‘’Şark meşalesi ‘’ başlıklı bir yazı dizisi üzerine Namık Kemal in gazeteciliği yasak değildi. Bunun üzerine Namık Kemal de Avrupa ya kaçtı ve gazetenin yönetimi Recaizade Mahmut Ekrem'e kaldı. . Tasvir-i Efkar 835 sayı yayınlanmıştır.Tasviri Efkarın eğitim ve edebiyat alanlarında yepyeni bir yaklaşım oluşturduğu da kabul edilir. Halk dilini ön plana çıkarması, sade anlatım ve keskin fikirli stili, gazetesine izin için yaptığı başvurusundaki olabildiğince Türkçe anlatım ilgisine sadık kaldığını gösterir. Okuyucu mektuplarına ve fikirlerine sütunlarını açmıştır. Arap harfleriyle dizgiyi kolaylaştırmak için dizgi kasasındaki harf sayısını 112 ye indirmiştir.

5-AYİNE-İ VATAN (1866)

Ayine-i Vatan,Eğribozlu Mehmed Arif Bey’in gazetesi 1866’da çıkmıştır.İlk resimli gazetedir. Kapatıldıktan sonra İstanbul adıyla yeniden çıkmıştır.

6- MUHBİR GAZETESİ (1866)

Kurucusu Ali Suavi’dir..Hükümeti sert bir dille eleştirdiğindinden gazete kapanmıştır. Yurt dışında çıkan bu muhalif basının ekseriyeti Türkçe olmakla birlikte; Fransızca, Arapça, Almanca, İngilizce ve hatta İbranice olarak yayın yapıyordu. Bu gazetelerin en eskisi, Ali Süavi’nin Avrupa’ya kaçmasından sonra Londra’da yayınlamaya başladığı Muhbir’dir. Fransızca ve İngilizce ekler de veren Muhbir, Mustafa Fazıl Paşanın maddi desteğiyle 1867-1868 yıllarında 50 sayı kadar yayınlandı. Muhbir’den sonra Yeni Osmanlıların yayın organı olan Hürriyet, Ziya Paşa ve Namık Kemal tarafından 1868-1869 yıllarında Londra’da seksen dokuz sayı çıkarıldı. Ali Süavi’nin, Sadrazam Ali Paşa hakkındaki bir yazısı üzerine, İngiltere adliyesi tarafından takibata uğrayınca, 1870 yılında Cenevre’de Ziya Paşa tarafından on bir sayı olarak çıkarıldı. Altmış üçüncü sayıdan itibaren Namık Kemal gazeteden ayrıldı ve 1869’da yurda döndü. Ziya Paşa ise 1871’de döndü. Ali Süavi, Mustafa Fazıl Paşanın verdiği para ile Paris’te Ulum adlı bir gazete çıkarmaya başladı. İnkılap fikirlerini yayan ilk gazetedir

7-TERAKKİ GAZETESİ (1868)

Terakki, 1868’de Ali Raşid ve Filip Efendi’lerin çıkarttığı gazetenin bir hususiyeti haftada bir kadınlara mahsus bir gazete çıkarmasıdır. Yine haftalık mizah nüshası da vardır.

8-MÜMEYYİZ GAZETESİ (1869)

Mümeyyiz,1869’da çıkan gazetenin sahibi Sıtkı Efendi’dir. En büyük meziyeti çocuklar ait bir nüshasının olmasıdır.hafta içi 5 gün yayımlanan bir gazete idi. İlk sayısı Çarşamba’ya denk düşmesine rağmen geri kalan baskıları gazetenin Cuma günkü baskılarının yanında ve aynı ismi, Mümeyyiz ismini taşıyan, yanında ise “çocuklar için gazetedir” yazısı bulunan bir ilave olarak Mümeyyiz, dönemin Süpyan Mektepleri’nde (ilkokul) verilen eğitime ek olarak çocuklara, daha çağdaş daha Batılı eğitimle destek vermeyi ve bu yolla uzun vadede de olsa Türk toplumunun daha eğitimli ve daha çağdaş bir konuma gelmesi hatta Batılı ülkelere karşı yitirdiği eski itibarını ve gücünü yakalaması için çözüm üretmeyi hedeflemişti.

9-İBRET GAZETESİ (1870)

1870 yılında yayın hayatı başlayan gazetenin adı iki yıllık çalkantılı bir dönem geçirdikten sonra Ahmet Mithat Efendi tarafından “kiralanır” ve 1872’den başlayarak Namık Kemal, Ebüzziya Tevfik gibi ünlü adların bulunduğu kadrosuyla çıkmaya başlar. Başyazarı Namık Kemal’dir. Özellikle Namık Kemal’in yazıları nedeniyle ilgi gören gazete, yine Namık kemal yüzünden 1873’de kapatılır. Sebebi de yazarın “Vatan Yahut Silistire” adlı oyunudur. Oyunu beğenen ve tezahüratlarla İbret gazetesi önünde toplanan halkın heyecanı Osmanlı Sarayını ayağa kaldırınca gazete 1873 yılı Nisan ayında kapatılır. Ebüzziye Tevfik ile Ahmet Mithat Efendi Rodos adasına gönderilir. Gazete ancak 132 sayı yayınlanabilmiştir. Namık Kemal bu gazetede, özgürlükçü fikirleri savunmuş, basının işlevlerini ve önemini vurgulamıştır.

10-MUSAVVER GAZETESİ (1872)

Musavver,1872’de çıktı. En önemli özelliği tercümelere yer vermesi ve Fotoğraflı olarak yayımlanan ilk gazete olmasıdır.

11-TERCÜMAN-I HAKİKAT( 1878)

II. Abdülhamid döneminde yayımlanan en önemli gazete,1878’de çıkmaya başlayan Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, Ahmed Mithad Efendinin başarılı kalemi ile ve hükumeti tenkid etmeyen büyüklere şantaj, sansasyon özelliğinde olmayan ciddi haberciliğiyle bu devrin en uzun ömürlü ve itibarlı gazetesi oldu. Daha sonraki senelerde Ahmet Midhat Efendinin damadı Muallim Naci’nin idare ettiği bir edebi ilave verdi. Bu son derece ciddi ve terbiyevi bir edebiyat mecmuasıydı. Çocuklar için haftalık ilaveler verdi. Bu gazetede telif romanlar tefrika edildiği gibi, batı klasikleri de veriliyordu. Midhat Efendi bu arada 150’den fazla roman ve ilmi kitap yayınladı. Kitaplar, çekici ve akılcı bir üsluba sahib olduğundan, okutucu ve öğreticiydi. On dört ciltlik Avrupa Tarihi, üç ciltlik Dünya Tarihi serileri, o devirde halk tarafından merakla okundu.

Ayrıca, Tercüman-ı Hakikat gazetesi tarafından açılan yardım kampanyası Osmanlı hükûmetinin yaptığı yardımların paralelinde olarak, İstanbul’da yayımlanan ve Ertuğrul’un battığını ilk kez Bahriye bakanı da dahil kamuoyuna duyuran Tercüman-ı Hakikat gazetesi tarafından da şehit ailelerine ve yetimlerine yardım toplanmaya başlanmıştı. Bu gazete gericiliğe ve tutuculuğa savaş açmıştır. Daha sonraları Ağaoğlu Ahmet’inde sert yazılar yazdığı gazete , devamlı suretle ittihatçılarla yapılan tartışmaların yayın aracı olmuştur. Balkan Harbi’nden sonra Ahmet Mithat’ın ölümü üzerine gazete Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar yayınlarını sürdütmüş daha sonra kapanmıştır.

12-MİZAN GAZETESİ (1886)

Mizan Gazetesi : 21 Ağustos 1886’da haftalık mizan gazetesi çıkarılmıştır. bu gazeteyi Mizancı Murat adıyla anılan Murat bey çıkarmıştır. Gazetede iç ve dış politika konularına , ekonomi eğitim , maliye ile ilgili çeşili problemlerin çözümüne yer verilmiştir.Mizan Gazetesi 1897’de kapatılmıştır.

Not: tasvir-i Efkar, Tercüman-ı Hakikat, Mizan gazeteleri halkın okuma alışkanlığının artmasında etkili olmuşlardır.

13-İKDAM GAZETESİ (1894)

Ahmet Cevdet tarafından İstanbul’da çıkarılan günlük gazete. Yazarları Bâbanzade İsmail Hakkı, Abdullah Zühtü, Ahmet Rasim idi. 24 Temmuz günü Hüseyin Cahit’te onlara katılmıştır. Abdülhamid döneminde birkaç defa kapatılmıştır. Ahmed Cevdet (Oran) kurduğu bu gazeteyi “siyasi Türk Gazetesi” olarak nitelemiştir.

Sonuç olarak baktığımızda, Tanzimat ile birlikte Batı ya ait pek çok edebi tür edebiyatımıza başarıyla uyarlanmıştır. Günümüzdeki yayınlanan pek çok yayın çeşidinin temelleri bu dönemde atılmıştır. Yukarıda belirtilen gazetenin dışında pek çok gazete bu dönemde yayınlanmış halkı bilgilendirme görevini başarıyla yapmıştır. Bu dönemde dikkat çeken bir başka önemli konu 1860 ta Türk basınının devlet ve hükümete karşı tavır alması,diğer dillerde yayınlanan gazetelerinde devletin birlik ve bütünlüğünü bozucu yayınlar yapması üzerine devlet bazı tedbirler almıştır.1864 te Matbuat Nizamnamesi düzenlenmiştir. Nizamname ile daha önce kurulmuş olan Babıali Tercüme odası, Matbuat müdürlüğü gibi kurumlara yeni görevler veriliyordu. Bunlar; siyasi nitelikteki yayınlara ruhsat vermek, yayınların içeriğini kontrol etmek, gazetelere verilecek resmi ilanları düzenlemek, Avrupa'da ülke aleyhi yayınlar yapan mecmuaların ülke içine girmesine engel olmak,aykırı davrananlara para ve hapis cezası uygulamak. Böylece devlet başta padişah ve diğer mensuplarını koruma altına almış oluyordu. Bu durum 1909 a kadar devam etmiştir.


Tanzimat Dönemi Tiyatrosu ve Temsilcileri

Tanzimat dönemi Türk tiyatrosu; Batılılaşma hareketi doğrultusunda “Batılı anlamda” tiyatro eylemi ile edebi tiyatronun başlayıp kurulduğu İstibdat Dönemiyle birlikte son bulan tiyatro dönemi. Tanzimat Tiyatrosu, “devşirme” ve “uyarlama” Batı tiyatrosu olmakla birlikte, ilk edebi ve kurumsal Türk tiyatrosudur da. Tanzimat Dönemi’nde ilk kez tiyatro yapıları ve tiyatro toplulukları kurulmuş; edebi tiyatro olarak çeşitli tiyatro türleri ve müzikli tiyatro örnekleri verilmeye başlamış; drama kuramı ve tiyatro eleştirisi yer almıştır. Batılı-Doğulu ikiciliğini ve onunla gelen çelişme ve tartışmaları kendinde barındırmış olan Tanzimat Tiyatrosu’nda, başta komedya (dolantı komedyası, töre komedyası, karakter komedyası) olmak üzere, manzum oyun (romantik tragedya), tarihsel oyun, melodram, duygulu oyun, romantik oyun ve fantezi oyunu gibi Batı tiyatrosunun birçok türleri uygulamaya konarak yerli bir içeriğe oturtulmak istenmiş; oyunların eğlendirici olmanın yanı sıra, eğitici, eleştirici, işlevsel ve yararcı olmasına çalışmış; genellikle da ahlak kurumu çerçevesinde, aile ilişkileri ile yurt sevgisi başlıca konular olarak ele alınmıştır. Şinasi, Namık Kemal, Ali Bey, Ahmet Mithat Efendi, Recaizade Mahmut Ekrem, Ebuzziya Tevfik, Abdülhak Hamit (Tarhan), Feraizcizade Mehmet Şakir, Ali Haydar, Teodor Kasap ve Ahmet Vefik Paşa gibi Tanzimat Tiyatrosu’nun “iki ucunu bir araya getirme çabası”nı gösteren oyun yazarları, Güllü Agop, Mınakyan, Fasulyacıyan ve Ahmet Fehim gibi tiyatro adamlarıyla ortak çalışmalara girişerek, Türk dilinde bir sahne sanatının tiyatro edebiyatı eşliğinde gelişmesine hizmet etmişlerdir. Öte yandan, tiyatro toplulukları düzenli ve sürekli gösterilere yönelerek, halkın ve Saray’ın tiyatro sanatına ilgisini çekmeyi başarmışlar; başlıcalıkla da Osmanlı Tiyatrosu (Gedikpaşa Tiyatrosu) ve Bursa Tiyatrosu gibi tiyatrolar, Tanzimat döneminin “tiyatro okulları” haline gelmiştir. Yine Batı etkisinde, geleneksel tiyatro kökenli tuluat tiyatrosunun ortaya çıkması (Abdi Efendi, İsmail Efendi, Kavuklu Hamdi, Kel Hasan Efendi, Naşit), müzikli tiyatroların kurulması ve bunun yanı sıra Saray tiyatrolarının etkinliğe geçmesi, tiyatronun bir kurum olarak toplumda (başlıcalıkla, İstanbul) yerleşmesini hızlandıran olaylar olmuştur. Tanzimat döneminde, oyunculuk, (tuluat tiyatrosu dışında), edebi tiyatro olarak, Ermeni oyuncular tarafından yürütülmüş; tiyatro tekniği yabancılar (İtalyanlar) tarafından gerçekleştirildiği gibi, sahneleme ve sahne tekniği de düşük düzeyde olmuştur.


ŞİNASİ, İbrahim
(1826 İstanbul - 1871 İstanbul):

Türk oyun yazarı, şair, gazeteci. Paris’te maliye okudu, Meclis-i Maarif üyesi oldu (1853- 54), (Agah Efendi’yle birlikte) Tercüman-ı Ahval (1860), sonra da Tasvir-i Efkar (1862) gazetelerini çıkardı, Paris’e gitti (1865-69), döndüğünde basımevi işleriyle uğraştı. Yenilikçi edebi tiyatronun öncüsü sayılan Şinasi, Tanzimat döneminde, Batılaşma hareketinin aktarmacılığına ve kopyacılığına “Asya’nın akl-ı pir ile Avrupa’nın bikr-i fikrini imtizaç ettirme” gibi bireşimci bir düşünceyle karşı çıkmıştır. Şinasi, yazdığı tek oyun olan Şair Evlenmesi’yle (1860) tarihe geçmiştir. Şinasi, bu oyunuyla, eski düşünce ve yaşam tarzını eleştiren, meşrutiyete yönelik bir edebiyat başlatmakla yenilikçi tiyatronun; geleneksel sözlü tiyatro yerine, yazılı oyun türünü getirmekle edebi tiyatronun; toplumu nesnel ve gerçekçi bir gözle, eleştirel bir bakışla vermesiyle gerçekçi tiyatronun; oyunun içeriğini halka dayandırması, oyun konusu ile kişilerini halktan alması ve halk dilini kullanmasıyla da halk tiyatrosunun öncülüğünün yapmıştır. Öte yandan, göstermeci biçimi kullandığı kadar; cinaslı sözler, ağız taklitleri ve tekerleme gibi dil özelliklerini kullanışıyla, kültür mirasının da bir özümlemesini yapmış, bunları Batı tiyatrosunun dramatik-teknik özellikleriyle birleştirmeye çalışmıştır.

NAMIK KEMAL
(1840 Tekirdağ - 1888 Sakız Adası):

Osmanlı oyun yazarı, romancı, şair, gazeteci, düşünce adamı. Babası Saray’ın müneccimbaşılarından olan Namık Kemal, Babıali Tercüme Odası’na girdi, Tasvir-i Efkar gazetesini yönetti (1865), Yeni Osmanlılar Cemiyeti’ne katıldı, gazetesi kapatılarak Erzurum’ a vali yardımcısı olarak atandı, görevi yerine getirmeyerek Paris’e gitti, Yeni Osmanlılar hareketi içinde etkinliklerde bulundu; çağrı üzerine İstanbul’a döndü (1870), düşüncelerinden dolayı İstanbul'dan uzaklaştırılarak Gelibolu'ya atandı, Vatan Yahut Silistre oyununun oynanmasında çıkan olaylar yüzünden Magosa’ya sürgün gönderildi (1873), 1. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü, Anayasayı hazırlayanlar arasında yer aldı, Meclis’in kapatılmasından sonra 5 ay tutuklu kaldı, Midilli, Rodos ve Sakız Adası’na mutasarrıf olarak atandı (1887). Tanzimat dönemi Batılılaşma hareketinin başlıca temsilcilerinden olan Namık Kemal, içinde hem Doğu, hem Batı uygarlıklarının öğelerine yer veren eklektik yapıdaki Tanzimat düşüncesi doğrultusunda ürünler vermiş, Türk tiyatrosuna “edebi tiyatro” (Batı tiyatrosu) türünü getirmiş, Hugo örneği ve doğrultusunda romantik tiyatronun ve özgürlükçü hareketin bir temsilcisi olmuştur. Namık Kemal, hayatı “tasvir etmediği”, “güzel söz terbiyesi olmadığı”, “yüksek duygu ve fikirleri temsil etmediği”, “yalnızca güldürdüğü” ve “edepsizlik” olduğu gerekçesiyle (geleneksel) Türk tiyatrosunu “tiyatro nevine” koymayarak edebi tiyatroya yöneldiği kadar, “maksat millete olan vatanperverlik duygusunu tasvir, yoksa tiyatro yazmakla maharet göstermek” olmadığı düşüncesiyle tiyatroyu romantik özgürlükçü düşünceleri için bir araç olarak almış; bu düşünceleriyle de Ahmet Mithat ve Teodor Kasap gibi halk tiyatrosundan yana yazarlarla tartışmaya girmiştir. Namık Kemal, edebi romantik tiyatro doğrultusunda, aşk, onur ve Vatan sevgisini başlıca temalar olarak almıştır. Namık Kemal’in oyunları şöyle gösterilebilir: vatan sevgisinin kişisel mutluluktan önce geldiği düşüncesini işleyen Vatan Yahut Silistre (1873), onur sorunu üstünde odaklaşan Akif Bey (1874), tarihsel bir oyun olan Celalettin Harzemşah (1876), zorba yönetime karşı çıkışı konu edinen Gülnihal (1875), duygulu bir oyun olan Zavallı Çocuk (1874), romantik bir acıklı oyun olan Kara Bela (1908). Namık Kemal’in tiyatro üstüne çeşitli yazıları da vardır.

AHMET MİTHAT EFENDİ
(1844 İstanbul -1912 İstanbul):


Osmanlı oyun Yazarı, romancı, düşünce adamı; Tanzimat Dönemi’nin başlıca temsilcilerinden. Devlet memurluğuna Rusçuk’ta başladı; Tuna Gazetesine, daha sonra da Bağdat‘ta Zevra Gazetesine başyazar oldu; 1871 de İstanbul’a yerleşerek, evinde küçük bir basımevi kurdu; gazetelere yazıyor, kendi de gazete çıkarıyordu. 1873’te Rodos’a sürüldü, 1877’de Vakayi Gazetesi ve Matbaa-i Amire Müdürü oldu, 1877’de Tercümanı Hakikat Gazetesini çıkardı; 1908’de gazeteciliği bırakarak, Darülfünün’da tarih, felsefe okuttu. Aydınlanmacı ve halkçı bir reformcu olan Ahmet Mithat, çağdaş Avrupa kültürünün özümsenmesi ve çağdaş gelişme ve düşünce tarzının yerleşmesi doğrultusunda özellikle tiyatroya büyük bir önem vermiş, tiyatroyu kendi düşüncelerini yayma aracı olarak alarak, tiyatronun geniş halk kitlesi üzerindeki eğitici işlevini savunmuştur. Bu anlayışla yazılmış oyunları, eskimiş ahlak ve düşünce tarzını, inanış ve göreneklerini güldürü içinde sergileyerek eleştirir: Eyvah (1873), Açık Baş (1879), müzikli bir oyun olan Çengi yahud Daniş Çelebi (1884). Ahmet Mithat’ın Fransa’da geçen Ahz’ı Sar yahud Avrupa’nın Eski Medeniyeti (1874) ve Hükm-i Dil (1875) adlı oyunları ile bir İran söylencesini işleyen Fürs-i Kadimde bir Facia yahud Siyavuş (1885) adlı oyunu, feodal ahlak ve düşünce tarzını eleştirir; Çerkez Özdenleri (1884) ise, yine eskimiş göreneklerin kurbanı olan insanların yazgısını işler. Çengi yahud Daniş Çelebi gibi, Çerkez Özdenleri de (Çerkez propagandası yapıyor savıyla) yasaklanmış, oynandığı tiyatro gencilerce yakılmıştır. Ahmet Mithat daha başka oyunlar yazmışsa da bunların yalnızca adları günümüze kalmıştır.


AHMET VEFİK PAŞA
(1823 İstanbul - 1891 İstanbul):

Osmanlı tiyatro adamı: Yazar, uyarlamacı, tiyatro yönetmeni; Tanzimat tiyatrosunun başlıca temsilcilerinden; Bursa Tiyatrosu (1874-1882), Türk Moli Tiyatro Okulu’nun kurucusu; dil uzmanı ve devlet adamı. Öğrenimini Paris’te tamamladı, yurda döndüğünde Tercüme Odasına girdi; Tahran, Paris elçisi, iki kere Maarif Nazırı, Meclisi i Mebusan Reisi, Bursa Valisi, iki kez de Sadrazam olarak Osmanlı Devleti’nin en üst düzey görevlerinde bulundu. Ne yerli yapıtlara, ne de yalnızca yabancı yapıt çevirisine dayanan bir tiyatro kurulacağı düşüncesiyle, bütünüyle benimsediği Moli oyunlarının töre ve dolantı komedyası örgüsünü yerli bir içeriğe oturtarak, bir “uyarlama tiyatrosu” yapma yolunu seçti: Zor Nikah (1869), Zoraki Tabib (1969), Tabib-i Aşk, Dekbazlık, Meraki, Azarya, Yorgaki Dandini; bu arada, yine Moliere’den koşuklu çeviriler yaptı: Adamcıl, Tartüf, Savruk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi, Okumuş Kadınlar; İnfial-i Aşk, Don Civani, Dudu Kuşları gibi oyunları küçük değişikliklerle düzyazıya aktardı. Türk diline büyük önem vererek, halkın konuşma diliyle ve hece ölçüsüyle yazması, oyunlarının halk tarafindan benimsenmesinin başlıca nedeni olmuştur. Bursa’da valiliği sırasında kurdurduğu tiyatronun dramaturjik ve teknik sorunlarıyla olduğu kadar, oyuncuların yetişmesi ve izleyicinin eğitilmesiyle de yakından ilgilenmiş; tiyatro etkinliklerinin yurda yerleşmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıc, Fenelon, V.Hugo ve Sage gibi yazarlardan çeviriler yapmış olan Ahmet Vefik Paşa’nın Arslan Avcıları yahud Hak Yerini Bulur (1887) adlı bir de oyunu vardır.

RECAİZADE, Ekrem
(1847 İstanbul-1914İstanbul):

Osmanlı oyun yazarı, şair, mancı, hik eleştirmen. Namık Kemal’le Tasvir-i Eflc çıkardı, Şurayı Devlet üyesi oldu, Mülkiye ve Galatasaray Lisesi’nde öğ retmenlik yaptı, Ayan üyesi olarak yer aldı. Tanzimat tiyatrosunun adlarından olan Recaizade, önce Fransız edebiyatından alınma, yabancı çevrede geçen ve “kitapça konuşan” oyunlardan sonra töresel konular ile ulusal dil ve göreneklere yönelmiştir: Bir melodram olan Afife Anjelik (1870), Atala (1873), duygulu oyun olan Vuslat (1874), do lantı komedyası olan
Çok Bilen Çok Yanılır(1875).

TARHAN, Abdülhak Hamit
(1852 İstanbul-1937 İstanbul):

Türk oyun yazarı, şair. Robert College’de okudu, babıali Tercüme Odasına girdi (1865), Paris’e elçilik katibi atandı (1876-78): Bombay başkonsolosu (1883); Londra elçiliği Başkatibi (1886) ve müsteşarı (1897), Brüksel elçisi (1908-12) ve milletvekili (1928) olarak görev yaptı. Tanzimat Dönemi’nin “şair-i azam”ı olarak ünlenen Tarhan, Batı tragedyalarına öykünen, daha çok okunmaya yatkın, oynanmaya elverişli olmayan oyunlar yazmış; Shakespeare, Racine ve Corneille tragedyaları örneğinde, bu tragedyalara özgü konuları, romantik tiyatronun coşkunluğu içinde, yapay bir tarihsellik ve karışık bir (aruz, hece) koşuk-düzyazı diliyle aktarmıştır. Tarhan’ın gizemci milliyetçi düşün enin temellik ettiği, gerçeklikten uzak romantik ve psikolojik tragedyalarının, düşünce yapısındaki belirsizlikten gelen tutarsız bir dramatik yapısı ve üslubu vardır. Olgu birliğinin ve dramatik eylemin olmayışı, olayların söze dayanması, oyun kişilerinin “tasarımsal kişiler” olması ve oyun dilindeki düzensizlik, Tarhan’ın tragedyalarını güçsüzleştiren başlıca etmenlerdir: Tarhan’ın Namık Kem etkisiyle kaleme aldığı tarihsel oyunları ile Ahmet Vefik Paşa’nın uyansıyla “yerli” olmayı amaçlayan ilk oyunları dışında birer” tasvir-i hayal” ürünü olan oyunlarının konuları ya yabancı ülkelerden ya da geçmiş çağlardan alınmadır. Tarhan’ın daha çok ahlaka hizmet ettiğini sandığı, İslam-Osmanlı-Türk tarihiyle donanmış, ama başka ulusların kahramanlık ve siyasetiyle ilgili özellikler taşıyan oyunları, (kendisinin de belirttiği gibi) “seçkin” bir anlayışla yazılmıştır. Tarhan’ın oyunları şöyle gösterilebilir: (Koşuk diliyle yazılmış oyunlar): Kral Eşber’in kız kardeşinin Büyük İskender’e aşkını işleyen Eşber (1880); Türk geçmişini ele alan İlhan (1913), Turhan (1916) ve Hakan (1935); Asur dönemine giden ve Byron’dan esinlenen Sardanapal (1915), Arap İspanyası’nda geçen Tezer yahut Melik Abdallahüs sagir (1880), Corneille’in Le Cid’inden esinlenen Nesteren (1876), Corneille’in Cinna‘sını anımsatan Liberte (1913); (düzyazı diliyle yazılmış oyunlar) Kaşmir’de geçen Macera-yı Aşk (1873), İçli Kız (1875), Sabr ü Sebat (1874), İngiliz subayın Hintli kıza olan aşkını ele alan Duhter-i Hindu (1875), İspanya’nın Araplarca fethini veren Tarık yahut Endülüs Fethi (1879), İbn-i Musa yahut Zat-ül Cemal (1917), Shakespeare’in Othello ve Macbeth oyunlarından esinlenen Finten (1818), Hindistan ve Afganistan’da geçen Zeyneb yahut Tecrübe-i Kader (1906), İspanyollara tutsak düşen bir Arap kızını veren Nazife (1887); (düzyazı-koşukla yazılmış) 1. Dünya Savaşı’na ilişkin Yadigar-ı Harp (1919).

FERAİZCİZADE, Mehmet Şakir
(1853 Bursa-1911 Bursa):

Osmanlı oyun yazarı. Bursa yerel gazetesini çıkardı, lise öğretmenliği yaptı, özel basımevi. kurdu, Bursa’nın ilk dergisini çıkardı, Türk dili üzerine çalışmalar yaptı. Bursa Tiyatrosuna edebi danışman ve diksi yon hocası oldu. “Türk Moliere'i olarak görülen ve Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere uyarlamaları ve çevirileri etkisinde komedyalar yazmış olan Feraizcizade’nin oyunları, olay örgüsünün sağlamlığı, oyun kişilerinin canlı çizimi, halk dilinin zenginliğinden yararlanışıyla öne çıkar: İlk oyunu olan Evhami (1881), miras güldürüsü olan İcab-ı Gurur yahut İnkilab-ı Muhabbet (1883), çöpçatanlık çevresinde olayların geçtiği Teehhül yahut ilk Gözağrısı (1884) ve İnatçı yahut Çöpçatan (1884), Moliere'in Tartuffe’ünü anımsatan bir oyun kişisini eksen alan Kırk Yalan Köse (1884) ve Yalan Tükendi (1884).

ALİ BEY
(1844) İstanbul - 1899 İstanbul):

Osmanlı oyun yazarı, devlet adamı; Tanzimat tiyatrosunun temsilcilerinden; ‘Direktör’ adıyla da anılır. Babı Tercüme Odası’nda çalıştı, Trabzon Valiliğinde bulundu (1890-1893), Düyünu Umumiye Direktörlüğü’ne atandı; Diyojen adlı yergi dergisini kurdu (1872’de kapatıldı). Gedikpaşa Tiyatrosuna kendi yazdığı, çevirdiği birçok yapıt kazandırmış olan Ali Bey, tiyatronun sahibi Güllü Agop Efendi‘ye yardım ederek, oyuncuların dilinin, sahne tekniğinin düzelip gelişmesinde etkin bir rol oynamıştır. Tanzimat uyarlamacılığının genel eğilimi içinde dolantı komedyaları yazmış, Batı komedyalarından uyarlama (Tosun Ağa, 1870, Moli ; Ayyar Hamza, 1871, Moli ve çeviriler yapmıştır. Belli bir toplumsal, ah laksal sorunu ele almaktan çok eğlendirmeyi amaçlayan, Batı komedyası örgüsü içinde yerli yaşamı vermeyi çalışan oyunlarının önemli yanı, dilde sadeleşme; halk deyişi ve konuşma diline yönelmesidir: Kokona Yatıyor (komedya, 1870), Misafiri İstiskal (komedya, 1872), Geveze Berber (komedya, 1873), Letıi fet (1897, müzikli oyun). Cesaret Ana, Brecht). 1 988’de İstanbul Şehir Tiyatroları’na bağlı Tiyatro Araştırma Labora tuvarı’nı kurdu; bugün için burada eğitmenlik yapmaktadır.

ALİ HAYDAR
(1836 Mihaliç - 1914 İstanbul):


Osmanlı oyun yazarı. Özel eğitim gördü, Paris’te elçi olarak görev yaptı (1857- 61), Babı Evrak Müdürü oldu; Cemiyet-i Kitabet adlı bir dernek kurdu, bu derneğin yayın organı Mecmua-i İber-i İn tibah adlı der giyi çıkardı. Ali Haydar, Tanzimat döneminde, ilk kez tragedya türünü denemiş ya zardır; “Şiirimize bir trajedi yolu açtım” dediği Sergüzeşt-i Perviz (1866), ilk koşuklu oyunlar dandır; burada bir mirasyedinin yoksul düş mesi anlatılır. İkinci koşuklu oyunu, İkinci Er sas (1866), bir S hükümdarının iki karısı arasındaki kıskançlığı konu edinir ve bir cina yetle biter. Ali Haydar’ın her ikisi de Gedik- paşa Tiyatrosu’nda oynanmış bu iki tragedya sından başka, bir de koşuklu komedyası (Rüya Oyunu, 1875) vardır.

ALLIO, Ren (Marsilya 1924):

Fransız sahne tasa nmcısı. Villeurbanne’da Th de la Cit de yönetmen Planchon’la birlikte çalışmalarıyla tanınır: IVHenry (Shakespeare, 1957), Geor ges Dan din (Moli 1961), Schweyk in zwe iten Krieg (Brecht, 1961), Tartuffe (Moli 1962), Berenice (Racine, 1970). Piscator (Savaş ve Barış), Visconti (“İzmirli Empre zaryo”, Goldoni), W.Gaskill ve Piccolo Teatro ile de çalışmış olan Allio, Berliner Ensemble in etkisinde ürünler vermiştir. Allio’nun sahne tasarımı üçlü bir özellik özellik gösterir:
Sanatsal buluş, anlatısal ve estetik bir söylem ve teknik uygulayım. Sinema için de çalışmalar yapmış olan Allio opera sahne ve giysi tasarımı da gerçekleştirmiştir (Attila, 1982, Verdi).

KASAP, Teodor
(1835 Kayseri - 1905 İstanbul):

Osmanlı oyun yazarı. Babasının ölümünden sonra İstanbul’a geldi, Kuruçeşme Rum Ortaokulu’nda okudu, bir Fransız Subayı tarafından Fransa’ya götürüldü (1856), Paris’te öğrenimini ilerletti, İstanbul’a dönünce gazetecilik yaşamına atıldı, gülmece dergileri yayınladı (başlıcalıkla, Diyojen, 1873), yazılarından ötürü hapse mahkum oldu (1877), Avrupa’ya kaçtı, Saray’ın izniyle İstanbul’a döndü, ölümüne kadar mabeyn kütüphanecisi olarak Saray’da görevlendirildi. Tanzimat dönemi tiyatro yazarlarından olan Kasap, Batı taklitçiliğine ve Güllü Agop’un tutumuna karşı çıkarak, tiyatronun ancak kendi ülkemiz gerçekleri içinde yoğrulabileceğini ve tiyatronun bir “ahlak okulu” olduğu düşüncesini savunmuş; kendimize has bir tiyatronun kurulmasına çalışarak, orta oyunu geleneğine yönelmiş, orta oyununu sahneye uyarlama yoluna gitmiş; halk dili ve söyleyişine önem vermiştir. Kasap’ın üç oyunu, Moliere komedyalarının uyarlamalarıdır: Pinti Hamit (1873), İşkilli Memo (1874), Para Meselesi (1875); dördüncü oyunu ise Lükresya Borciya’dır (1875).

GÜLLÜ AGOP
(1840 İstanbul-1902 İstanbul):

Osmanlı tiyatro yönetmeni ve oyuncu; Tanzimat dönemi tiyatrosunun önde gelen tiyatro adamlarından. Balıkhane’de görevli olarak çalıştı, tiyatroya yöneldi; Vartovyan (Güllü) soyadıyla, Ermenice oyunlar veren Şark Tiyatrosu’nun yöneticisi ve oyuncusu oldu (1861), İtalyan yönetici Asti’den dersler aldı; Izmir’e giderek Ermenice gösteriler veren bir başka amatör topluluğu yönetti; İstanbul’a dönerek Türkçe oyunlar sahnelemek amacıyla Gedikpaşa Tiyatrosu’nu kiralayarak, Osmanlı Tiyatrosu’nu (Tiyatroyu Osmani) kurdu; tiyatro Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun uyarlamasıyla açıldı (1869); Ermeni oyuncuların Türkçe söyleyişlerini düzeltti, yabancı oyunları Türkçe çevirilerini sundu, Türkçe gösteriler verme ayrıcalığını Sadrazam Ali Paşa’dan aldı (1870), Tanzimat döneminin Namık Kemal, Recaizade Ekrem, Ali Bey, Ebuzziya Tevfik, Ahmet Mithat Efendi gibi başlıca yazarlarını ve Ahmet Vefik Paşa’nın Moliere uyarlamalarını sahneledi (1870-80); 1876’da 1. Meşrutiyet’ten sonra Osmanlı Tiyatrosunun (Padişah Abdülaziz’in yasaklamalarından kurtularak) yeniden canlılığa kavuşmasıyla birlikte, 1880’lerdeki İstibdat döneminin baskıları karşısında Gedikpaşa Tiyatrosu’ndan ayrıldı (1881); Şehzadebaşı’nda kiraladığı bir sahnede Türkçe yapıtlar sundu; 1882’de ise, II. Abdülhamid’in buyruğuyla Muzik-i Humayun’a alındı, yaşamının sonuna kadar Saray Tiyatrosu’nda kaldı.

MINAKYAN
(1837 İstanbul - 1920 İstanbul):

Osmanlı tiyatro adamı: oyuncu, yönetmen, yönetici, çevirmen, eğitmen. Tanzimat tiyatrosundan Meşrutiyet tiyatrosuna geçici temsil eden Mınakyan, Gedikpaşa Tiyatrosu’nun yıktırılmasından II. Meşrutiyet’e kadarki yerli oyunların yazılmış olduğu süre içinde, Türk dilinde tiyatro eylemininin sürmesini sağlamış, Batı tiyatrosu anlayışında uygulamaların çoğullaşmasına önderlik etmiştir. İlk kez 1862’de Naum Tiyatrosu’nda oyuncu olarak sahneye çıkmış; Tanzimat döneminin çeşitli tiyatrolarında, özellikle de Güllü Agop'un Osmanlı Tiyatrosu'nda çalışmış; kendi topluluğu olan Osmanlı Dram Kumpanyası’nda, başlıcalıkla çeviri melodramlardan oluşan bir oyun dağarcığı uygulamıştır. 1908’den sonra, Donanma Cemiyet Tiyatrosu’nda eğitmen olarak çalışmış, 1912’de 50. sanat yılını kutlamış, 1914’te Darülbedayi’ye öğretmen olarak atanmıştır.

FASULYACIYAN, Tomas
(1843 İstanbul - 1901 İskenderiye):

Osmanlı tiyatro yönetmeni, yönetici ve oyuncu; Tanzimat tiyatrosunun temsilcilerinden. Hasköy amatörleri arasında sahneye çıktı, Ermenice oyunlar oynayan Şark Tiyatrosu’na girdi, 1862’de Ekşiyan’la birlikte İzmir turnesine katıldı; Trabzon ve Kafkasya turneleri yaptı; İstanbul’a dönünce Aziziye Tiyatrosu’nda gösteriler yaptı; Güllü Agop’un yanında Osmanlı Tiyatrosu’nda çalıştı; 1879’da Ahmet Fehim ve Küçük İsmail’in bulunduğu toplulukla Bursa’ya gitti, Ahmet Vefik Paşa tiyatrosunda oynadı; Balkan kentlerini gezdikten sonra dönüşünde yine bir topluluk kurarak Samsun ve Tekirdağ’da turneler yaptı, daha sonra Romanya ve Bulgaristan’da gösteriler sundu; Paris’e gitti, dönüşünde İskenderiye’de kaldı.

AHMET FEHİM
(1857 İstanbul - 1930 İstanbul):


Türk tiyatro adamı: Tiyatro yöneticisi, tiyatro yönetmeni, sahne tasarımcısı, oyuncu ve eğitmen; Tanzimat tiyatrosunun önde gelen kişilerinden. Güllü Agop ve Fasulyacıyan topluluklarında oynadı; Osmanlı Komedi ve Vodvil Heyeti’ni kurdu; Osmanlı Dram Kumpanyasına girdi; 1908’den sonra kurduğu topluluklar kısa ömürlü oldu. Ölçülü bir komedya oyuncusu olarak ağırlık kazanan Ahmet Fehim, ilk blok dekor düzenini Bursa Tiyatrosu’nda gerçekleştirdi. Girdiği ya da kendi kurduğu tiyatro topluluklarında yönetmenlik yaptı. Çıktığı gezileriyle, tiyatroyu Anadolu’ya tanıtmaya çalıştı. Sahne yapımı, tasarımı ve giysi çizimiyle uğraştı, tiyatro yapılarının kurulmasında emeği geçti. Daha sonra, Tepebaşı ve Donanma Cemiyeti Tiyatroları’nda çalışmalarını sürdürdü. 1914’te Antoine’nın çağrısı üzerine, Darülbedayi komedya uygulama öğretmeni oldu. Vakit Gazetesinde yayınlanan (1977) anıları, Tanzimat’tan bu yana tiyatro yaşamını ve sorunlarını anlatan önemli bir tiyatro tarihi belgesi niteliğini taşır.

ABDİ EFENDİ / ABDÜRREZAK
(1853 İstanbul-1914 İstanbul):

Osmanlı tiyatro adamı ve ortaoyunu oyuncusu; tuluat tiyatrosunun başlıca kişilerinden. Ortaoyununda Kavuklu rolüne çıkan ve İbiş tipinin yaratıcısı olan Abdi Efendi, Handehânei Osmani topluluğunu kurdu; tuluat tiyatrosunu gerçekleştirdi; Mınakyan yönetiminde Osmanlı Tiyatrosu’nda çalıştı; Saray Tiyatrosu’na alındı; Yıldız Sarayı’nda Yıldız Tiyatrosu’nu kurdu (Vatan yahut Silistre, Namık Kemal).

İSMAİL EFENDİ
(1854-1928):

Osmanlı Türk tiyatro yöneticisi ve ortaoyunu oyuncusu. “Küçük” adıyla anılan İsmail Efendi, Kavuklu Kör Mehmet’in yanında tiyatroya başladı; Kavuklu Hamdi’nin Pişekarlığını yaptı; Sarayın Karagözcübaşısı Yusuf Efendi’ye çıraklık etti; kendi tuluat topluluğunu kurdu (1876); Fasulcıyan topluluğuna katıldı, 1879’da Ahmet Vefik Paşa tiyatrosunda oynadı; dönüşünde İstanbul’da tuluat ve ortaoyununa devam etti; Temaşahane-i Osmani topluluğunu kurdu (1883), Mısır’a giden oyunculara katıldı (1884), Kuşdili tiyatrosunda oynadı; Trabzon, Halep ve Adana’da uzun süreli turneler yaptı.

KEL HASAN EFENDİ
(1874 İstanbul – 1929 İstanbul):

Osmanlı Türk tiyatro yöneticisi ve tuluat tiyatrocusu. Küçük İsmail tiyatrosunda sahneye çıktı; Külhanyan ve Papazyan’la birlikte kendi topluluğunu kurdu; Aptal Uşak tipini yarattı; Naşit (Özcan) ve Burhanettin (Tepsi) ile birleşti.

KAVUKLU HAMDİ
(1841 İstanbul-1911 İstanbul):

Osmanlı tiyatrocu: Ortaoyunu oyuncusu, tuluat tiyatrosunun yaratıcısı. Hacı Bekçi’nin (Han Kolu) topluluğuna girdi; 1873’te Kavuklu’ya çıktı; Güllü Agop’un Osmanlı Tiyatrosu’nda çalıştı: Abdülaziz tarafından saraya alındı, Zuhuri Kolu’nun Kolbaşısı oldu, birçok senaryo ve tekerleme geliştirdi.



Bu başlığı paylaşın
Google! Facebook! MySpace!
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile



Yapılan yorumlar

  • *çok Oku..
  • ck cüzel Oku..
  • doğru söylüyorsunuz. Oku..
  • Tarihe damgasını vurmuş olan bağımsızlığımızın ilk... Oku..

EdebiKalem.com © 2009 - 2012 nedim akay tarafından "okyanusta bir damla"

ilk Sayfa Atatürk Köşesi Yazarlar ve Şairler Eski Türk Edebiyatı Edebi Bilgiler Roman Tahlilleri Türkçe Ders Notları Dergiler Gazeteler e-Kitaplar