|
HAYATI:
1927'de Sivas'ın Gürün ilçesinde doğdu. Bir demiryolu işçisinin oğlu. Gürün Cumhuriyet İlkokulu'nu bitirdi. Niğde Ortaokulu ve Adana Erkek Lisesi'ni parasız yatılı okudu. Ankara Erkek Lisesi ve Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü'nü bitirdikten sonra öğretmenliği seçti. Görevinin ilk yılında Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine muhalefet suçlamasıyla tutuklandı, yargılanıp 3 yıl hapse mahkum edildi. Serbest kaldıktan sonra Gürün'de arzuhalcilik, tabela ressamlığı, düzeltmenlik yaptı. 1960'da İstanbul'a geldi. Ardından Ankara'ya yerleşti. Akis dergisinde çalıştı. Karikatür, Akbaba, Taş ve Yön dergilerinde gülmece öyküleri yazdı. Şiirleri, Dost, Yelken, Varlık, İmece, Ataç, Yön, Forum, Toplum dergilerinde yayınlandı. Forum ve Toplum dergilerini yönetti. Kırsal kesim insanları ve işçilerin sorunlarını halk edebiyatı öğelerinden de yararlanarak zaman zaman yinelemelere dayalı uzun dizelerden oluşan bir şiir kurgusuyla dile getirdi. Toplumcu-gerçekçi şiirin önde gelen temsilcilerinden. 1966'da yayınladığı Kızılırmak adlı şiir kitabı nedeniyle Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesine aykırılık savıyla yargılandı. Beraat etti. 26 Şubat 1984'te Ankara'da yaşamını yitirdi.
ESERLERİ:
ŞİİR:
Kavel (1964) Temmuz Bildirisi (1965) Kızılırmak (1966) Kızıl Kuğu (1971) Ağlasun Ayşafağı (1972) Oğlak (1972) Acıyı Bal Eyledik (1973) Kelepçemin Karasında Bir Ak Güvercin (1974) Koçero Vatan Şairi (1976) Haziran'da Ölmek Zor (1977) Acılara Tutunmak (1981) Filizkıran Fırtınası (1981) Işıklarla Oynamayın (1982) Kandan Kına Yakılmaz (1985) Tohumlar Tuz İçinde (1988)
MİZAH:
Öhhöö! (1964) Made in Türkey (1970) Bıyıklar Konuşuyor (1971)
GEZİ NOTLARI:
Bağdat Basra Yollarında (1971)
HAZİRANDA ÖLMEK ZOR
işten çıktım sokaktayım elim yüzüm üstümbaşım gazete
sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sokakta tomson sokağa çıkmak yasak
sokaktayım gece leylâk ve tomurcuk kokuyor yaralı bir şahin olmuş yüreğim uy anam anam haziranda ölmek zor!
havada tüy havada kuş havada kuş soluğu kokusu hava leylâk ve tomurcuk kokuyor ne anlar acılardan/güzel haziran ne anlar güzel bahar! kopuk bir kol sokakta çırpınıp durur
çalışmışım onbeş saat tükenmişim onbeş saat acıkmışım yorulmuşum uykusamışım anama sövmüş patron ter döktüğüm gazetede sıkmışım dişlerimi ıslıkla söylemişim umutlarımı susarak söylemişim sıcak bir ev özlemişim sıcak bir yemek ve sıcacık bir yatakta unutturan öpücükler çıkmışım bir kavgadan vurmuşum sokaklara
sokakta tank paleti sokakta düdük sesi sarı sarı yapraklarla birlikte sanki dallarda insan iskeletleri
asacaklar aydemir'i asacaklar gürcan'ı belki başkalarını pis bir ota değmiş gibi sızlıyor genzim dökülüyor etlerim sarı yapraklar gibi
asmak neyi kurtarır sarı sarı yaprakları kuru dallara? yolunmuş yaprakları kırılmış dallarıyla ne anlatır bir ağaç hani rüzgâr hani kuş hani nerde rüzgârlı kuş sesleri?
asılmak sorun değil asılmamak da değil kimin kimi astığı kimin kimi neden niçin astığı budur işte asıl sorun!
sevdim gelin morunu sevdim şiir morunu moru sevdim tomurcukta moru sevdim memede ve öptüğüm dudakta ama sevmedim, hayır iğrendim insanoğlunun yağlı ipte sallanan morluğundan!
neden böyle acılıyım neden böyle ağrılı neden niçin bu sokaklar böyle boş niçin neden bu evler böyle dolu? sokaklarla solur evler sokaklarla atar nabzı kentlerin sokaksız kent kentsiz ülke kahkahanın yanıbaşı gözyaşı
işten çıktım elim yüzüm üstümbaşım gazete karanlıkta akan bir su gibi vurdum kendimi caddelere hava leylâk ve tomurcuk kokusu havada köryoluna havada suçsuz günahsız gitme korkusu ah desem eriyecek demirleri bu korkuluğun oh desem tutuşacak soluğum
asmak neyi kurtarır öldürmek neyi yaşatmaktır önemlisi güzel yaşatmak abeceden geçirmek kıracın çekirgesini ekmeksiz yuvasız hekimsiz bırakmamak
ah yavrum ah güzelim canım benim / sevdiceğim bitanem kısa sürdü bu yolculuk n'eylersin ki sonu yok! gece leylâk ve tomurcuk kokuyor uy anam anam haziranda ölmek zor!
nerdeyim ben nerdeyim ben nerdeyim? kimsiniz siz kimsiniz siz kimsiniz? ne söyler bu radyolar gazeteler ne yazar kim ölmüş uzaklarda göçen kim dünyamızdan?
asmak neyi kurtarır öldürmek neyi? yolunmuş yaprakları ve kırılmış dallarıyla bir ağaç söyler hangi güzelliği?
kökü burda yüreğimde yaprakları uzaklarda bir çınar ıslık çala çala göçtü bir çınar göçtü memet diye diye şafak vakti bir çınar silkeledi kuşlarını güneşlerini: «oğlum sana sesleniyorum işitiyor musun, memet, memet!»
gece leylâk ve tomurcuk kokuyor üstümbaşım elim yüzüm gazete vurmuşum sokaklara vurmuşum karanlığa uy anam anam haziranda ölmek zor!
bu acılar bu ağrılar bu yürek neyi kimden esirgiyor bu buz gibi sokaklar bu ağaçlar niçin böyle yapraksız bu geceler niçin böyle insansız bu insanlar niçin böyle yarınsız bu niçinler niçin böyle yanıtsız?
kim bu korku kim bu umut ne adına kim için?
«uyarına gelirse tepemde bir de çınar» demişti on yıl önce demek ki on yıl sonra demek ki sabah sabah demek ki «manda gönü» demek ki «şile bezi» demek ki «yeşil biber» bir de memet'in yüzü bir de güzel istanbul bir de «saman sarısı» bir de özlem kırmızısı demek ki göçtü usta kaldı yürek sızısı geride kalanlara
nerdeyim ben nerdeyim? kimsiniz siz kimsiniz?
yıllar var ki ter içinde taşıdım ben bu yükü bıraktım acının alkışlarına 3 haziran '63'ü
bir kırmızı gül dalı şimdi uzakta bir kırmızı gül dalı iğilmiş üzerine yatıyor oralarda bir eski gömütlükte yatıyor usta bir kırmızı gül dalı iğilmiş üzerine okşar yanan alnını bir kırmızı gül dalı nâzım ustanın
gece leylâk ve tomurcuk kokuyor bir basın işçisiyim elim yüzüm üstümbaşım gazete geçsem de gölgesinden tankların tomsonların şuramda bir çalıkuşu ötüyor uy anam anam haziranda ölmek zor!
Hasan Hüseyin
|